Tarih: & Kategori: Gibson.

SGJ14T2SC1-Glam-Shot

Bu yazı benim dikkatimi pozitif bir şekilde çeken Gibson USA SGJ modeli hakkında olacaktır. Bunu yaparken 2013 senesindeki Gibson USA SGJ hakkında da bazı bilgilendirmeler yapacağım, zira farkı ortaya koymak açısından bu iyi olacaktır.

SGJ14C2SC1-Finish-Shot

Öncelikle Gibson SG modellerinin Gibson’ın ürettiği ve ilk akla gelen Les Paul’lerden, Explorer’lardan, ES kodlu semi hollow modeller epey farklı olduğu belirtmek yerinde olur. SG’lerde gövde gayet incedir. Bu bizlere hem avantaj hem de dezavantajlar sunar. Avantaj olarak ergonomik bir şekil ve hafiflik ilk dikkat çekici unsurlardır. Sapın gövdeye giriş şekli ve yöntemi itibari ile de üst fretlere ulaşım açısından, şahsen ben, bu gitarın üstüne tanımam. Ondandır ki epey bir çok slide gitar hastası özellikle SG’yi seçerler. Bunun yanında da dezavantaj olarak da gövdenin yine inceliği karşımıza çıkar. Bu gitar bir yerde adamı vezir de rezil de etme konusunda epey iddialı bir modeldir. Vezir eder, bakınız Clapton Crossroads… The Fool! Ama rezil de eder, testere gibi çok ince ve keskin tiz bir köprü tonuna rastlarsanız çok şaşırmayınız. Bu konular bu yazı çerçevesinde de önemlidir zira SGJ’lerin sapları akçaağaçtan… Bu bağlamda çok iyi olanlarının yanında, çok keskin olanlarının da karşımıza çıkacağını beklemek kesinlikle yanlış olmaz.

SGJ14F2SC1-Finish-Shot

Gibson SG’ler hakkında daha fazla detaylı bilgi edinmek isterseniz, sizi GitarPedal’daki sayfaya yönlendirmek doğru hareket olacaktır:

http://www.gitarpedal.net/forum/18251-gibson-sg-modelleri.html

SGJ14F2SC1-Side-Shot

Öncelikle 2014 Gibson USA SGJ isimli gitarın en dikkat çekici özelliği fiyatı! 500USD şeklinde bir ABD sıfır dükkan satış fiyatı vardır. Maalesef günümüzde kaliteli gitarların fiyatları gittikçe artmakta. Misal olarak 3 5 sene öncesine kadar 2500 – 3000 USD civarlarında dolaşan Historic Les Paul ve SG’lerin şu andaki sıfır fiyatları 4750 USD gibi yüksek seviyelere ulaşmıştır. Bir adet Gibson Custom Shop 1957 Reissue Historic Les Paul şu anda 4750 dolar gibi bir sıfır fiyata satılmaktadır. Bundan dolayı fiyat unsurunu göz ardı etmememiz çok önemlidir.

SGJ14T2SC1-Finish-Shot

İkinci unsur ise bu gitarın epey bir çok yönünün orjinal abilerinin ayarında olmasıdır. Detaylara daha fazla gireceğim ama tek dikkat çekici farklı unsur sapı… Akçaağaçtan yapılmış. Ve 2014 Gibson USA kataloguna baktığımızda yanılmıyorsam 1400 USD’den aşağı maun saplı bir gitar gözükmemektedir. Dolayısı ile 3 5 sene önce piyasaya çıkan 2007 Melody Maker’lar bu bağlamda cidden dikkat çekici. Hem fiyat hem de saplarının ve gövdelerinin maun olması! Detaylara girelim.

SGJ14C2SC1-Close-Halfcut-Top

Gövdesinden başlayalım. 2013 senesinde olduğu gibi 2014′de de gövdesi maundan yapılmadır. Tabi bu fiyat seviyesinde tek parça maun beklemek çok doğru değil, keşke olsa… Starndart bir SG gövdesi vardır. Üzerindeki manyetik haricindeki elektronik parçalar gayet kaliteli ve düzgündürler. Gibson epey uzun süre direttiği hatadan dönmüş ve yeni gitarlarda 500K audio potansları kullanır olmuştur. Kapasitörleri hala çok iyi değil gerçi… Manyetiklerine ayrı bir parantez açacağım ve onları ayrı bir paragrafta daha detaylı sizlere aktaracağım. Köprü ve tailpiece de gayet düzgün. Kısacası gövde ve elektronik ve hardware parçaları açısından hiç bir problem yoktur. Ki geçen sene de bir yerde bu doğru idi. Ama manyetiklerin görüntü açısından farklılığı gövdenin duruşu açısından dikkate şayan bir fark yaratıyordu. 2014 senesinde SGJ’ler açısından gayet güzel renkler var. Koyu renkleri sevenlerin özellikle dikkatlerini çekeceğini düşünüyorum…

SGJ14F2SC1-Close-Halfcut-Bottom

2014 Gibson USA SGJ isimli gitarın üzerindeki manyetikler Gibson USA firmasının ’61 Zebra (Alnico V) diye tabir ettiği, PAF cinsi olduğunu belirttiği manyetikler vardır. Bu manyetikler hakkında henüz rezistans derecesi ve bobin teli detaylarına erişebilmiş değilim. Aşikar şekilde Alnico 5 mıknatısları kullanmakta oldukları belli ki bu biraz korkutucu bir unsur… Risk diyelim… Daha fazla detay vereceğim. Ama Gibson’ın verdiği detay ile bildiğimiz şu anda şudur: “These pickups feature unbalanced windings (that is to say, the pickup coils are different to each other instead of being matched like those of the 498T and 490R of the 2013 model LPJ).” Kısacası geçen seneki plastik kutu içindeki EMG kılıklı 498T ve 490R yerine bu sene sarımları aynı olmayan iki bobinden oluşan bu manyetikler kullanılmış. Bu çok dikkat çekici bir unsur, zira bu manyetikler cidden iyi olabilir. Şu ana kadar edindiğim bilgilerin ışığında, bunlar Burstbucker’ların tersine bir “unbalanced coils” unsuru barındırmakta. Burstbucker’larda yine alnico 5 mıknatıs var (Burstbucker Pro veya Burstbucker V modellerindeki ki epey uzun senelerdir Standardların üzerinde onlardan var) ama onlarda vidalı bobin daha fazla sarım ihtiva etmektedir. Ve eğer bu 61 Zebralar söylendiği üzere bunların tersi olurlarsa, benim çok sevdiğim üzere çivili bobinde daha fazla sarım ihtiva edeceklerdir. Her halükarda iki bobinin sarım miktarı aynı olmadığında daha fazla açık ton demek, daha netlik demek, daha bol harmonik demek. Ama tabi abartamıyoruz zira dip gürültüsü eşit sarımlı olmayan bir yapıda eşitsizlik ile birlikte artmaktadır. Ve çivili bobin daha fazla sarım ihtiva ettiğinde ben ortaya çıkan sonucu çok daha fazla seviyorum. Her ne kadar Duncan firması bunu net söylemese de benim 10 15 kadar ölçümünü yaptığım Pearly Gates’te aynen bu unsur vardı, çivili bobin daha güçlü idi. Aynı şekilde Brobucker da öyle… Çok fazla değil ama öyle. Bu bağlamda bundan dolayıdır ki bu manyetikleri merakla beklemekteyim. Ama tabi bu unsurların yanında kullanılan bobin telinin özellikleri (kalınlığı ve de üzerindeki kaplama) da çok önemlidir. Tabi bir de sarım miktarları. Bu detaylar yakında gelecektir ve takipte kalınız.

SGJ142VSC1-Headstock SGJ14T2SC1-Headstock-Back

Yukarıda bahsettiğim risk unsuruna geçmeden önce, saptan bahsetmem gerekmektedir. Bu gitarın sapı akçaağaçtan. Gül ağacı tuşesi var. Gibson USA anlaşılan bu közde akçaağaç tuşe işinden vazgeçti ki bence çok iyi oldu. Baked maple işi yok kısacası bu gitarda. Bildiğimiz sevdiğimi rosewood. Öyle çift parça üst üste yapıştırmalar falan da yok. Bu işi bilen bilir,2 3 sene önce custom shopta yaptılar, biraz da FBI’a suç atarak ki aynı firma şimdi Government Series diye bir model çıkarttı… Biraz ironik olduğu kesin. Neyse, sapa geri dönelim. 50′s rounded yani 59 rounded profil. Bildiğimiz sevdiğimiz ne ince ne kalın. Bu yalnız benim çok hoşuma giden bir detay. Zira SG’ler 1960 sonrası üretime girdikleri için sap olarak “genelde” (aksi söylenmediği sürece) 60′s cinsi daha ince sap profiline sahiptirler. Ben şahsen 50′s rounded profili çok daha fazla sevmekteyim, ve bu bağlamda bu gitarın bu sap profiline sahip olduğunu görmek de beni sevindirdi. Tuner’lar düzgün, fretler bildik sevdik medium jumbo. Hatta üst eşiği White GraphTech (Tusq sanırım ama tam belirtmiyorlar) koymuşlar. Ki bu da iyi bir detay. Kısacası sapın akçaağaç olmasından başka her şey bildiğimiz sevdiğimiz usulden… Bu arada gitar 24 perde, ama bu unsur SGler için bir özellik değil. 22 perde olsa da sap manyetiği 24 perde olsaydı olacak yerde. SG’nin yapısından dolayı. Ve hani 22 perdeye takık birisi olarak durum SG’ye geldiğinde bu unsuru daha baştan unutmamız lazım gelmekte. Mesela Gibson USA SG Standard isimli modelde 22 perde var ama sap manyetiği hala 24li bir SG’nin olduğu yerdedir, zira sap manyetiğini 22 perdeli SG’nin sapına yaklaştırmak fiziken mümkün değil, çünkü orası sap gövde bağlantısının olduğu yer… Tabi birleşim yine eski cinsten ama long tennon değil. Gerçi daha iyi yapıştırıcı kullandıklarını iddia ediyorlar ama bu kesinlikle dikkat etmek gereken bir mevzudur. Bu bağlamda gitarı denerken açık olarak la teline vurun. Sonra gövdeyi bir elinizle tutarken diğer elinizle headstockun, yani sapın, en ucundan tutup onu çok hafif ileri geri çekin, itin, güç uygulayın. Ses çok sallanıyorsa (ki SG’lerde genel problem bu olabilir, özellikle sap long tennon olmadığından (ki bunun için şu anda gayet pahalı olan Gibson Custom Shop SG modellerine gitmeniz lazım gelecek). Bu testin sonucunun da her SG’de aynı olmasını beklemeyiniz. Kimisi daha iyi kimisi daha kötü olabilir. Denemek gerekir. Son olarak karşılaştırma için belirtmek isterim ki 2014 modeli ile 2013 modeli arasında sap açısından önemli bir fark yoktur. 50′s rounded profil, medium jumbo fretler, akaçağaç üzeri gülağacı olması vs. aynı. Üst eşik 2013′de Black Corian ve 2014′de White Graphtech… İkisi de iyi… Tuner’ların şekli biraz farklı. Ben şahsen 2014′dekileri daha çok severim, Vintage w/ Pearloid Buttons… 2013′dekiler aynı ama siyah… Kısacası önemli bir fark yoktur.

SGJ14T2SC1-Back-Shot

Gelelim riske. Sap akçaağaç. Köprü alnico 5′li bir PAF cinsi manyetik. Eğer manyetik köprüde 9.0K civarında bir manyetik değilse, korkarım bu modelde bir çok gitarda çıkan köprü tonu fazla tiz olabilir. Buna dikkat etmekte ciddi fayda vardır. Ama bir diğer yandan da Gibson USA akıllılık yapıp 9.5K gibi değerlerde hem de çivili bobini daha yüksek rezistans çeken bir manyetik yaptılarsa, o zaman bu gitarlardan doğal tonları düzgün olanlardan direkt ACDC tonu çıkabilir diyebilirim. Öteki türlü biraz daha piyango olacaktır. Bu arada benim burada bahsettiğim değer güzel bir değer ve Bare Knuckle denen firmanın Black Dog denilen modelinin değerleri bir yerde. Aklın yolu bir. Duncan Whole Lotta Love’dan biraz daha güçlü, PATB-3 ile yaklaşık bir (ama PATB-3′ün görüntüsü bu gitara gitmeyecektir kesinlikle, onu da yeri geldi belirteyim).

Bu risk 2013 SGJ’de yok muydu diye aklınıza gelecek olursa… Açıkçası durum tam karşılaştırılmalık değil. Zira 2013′de PAF cinsi değil 498T isimi manyetik var, ama onun da şekli biraz farklı. Normal çivili ve vidalı PAF görüntüsü yerine daha ziyade 80′lerin aktif manyetik görüntüsü ile bir 498T var. Bu da şu demek … Vidalar yok. Bu da daha güçlü çıkış ama daha da tizler ve uppermidler demek çünkü manyetik köprüde köprüye yakın olan bobinde vidalı duruma göre daha etkin. Ama aynı zamanda da dediğim gibi daha fazla çıkış demek. Tabi 498T ayrıca PAF’lardaki gibi AWG#42 tel ile de sarılmış değil, Duncan Custom’lardaki gibi #43 tel ile sarılmış durumda, 15.00K gibi derecelere. Çıkışı biraz daha fazla, ve bir yerde Gibson’ın JB’si bile denebilir. Ton olarak zaten benzer, daha bir uppermid hali vardır. Lakin iki bobinde aynı olunca, birisi vidalı diğer çivili olmayınca, sonuç olarak JB’den daha güçlü ama aynı zamanda daha keskin bir hal alacaktır. Toparlamak gerekirse, 2013 köprü manyetiği mi yoksa 2014 köprü manyetiği mi şeklindeki sorunun cevabını birebir karşılaştırarak kendiniz görmeniz lazımdır. Çünkü bu öznel bir unsur, nesnel değil. Aynı cinsten manyetikler değiller. Sapta ise benim şahsen cevabım bu yeni 61 Zebra Coil manyetikleri olur. Çünkü 490R zaten alnico 2′li ve koyu bir manyetikti, çivili ve bobinli yapı ile bile. Şimdi çıkış daha da fazla olan iki bobinin aynı olduğu çivili bobinlere geçmiş durumda. Onun için açıklık ve netlik açısından, alnico 5 ve hem çivili hem de vidalı yapısı ile daha “bildik” olan 61 Zebra Coil manyetiklerin daha iyi olacağını düşünmekteyim. Açıkçası ben sap modeli olarak bu 61 Zebra Coil manyetiklerin gayet güzel olmalarını beklemekteyim…

Yazının sonlarına geldiğimiz için bu aşamada 2013 SGJ ile alakalı bazı fotoğrafları da sizlerle paylaşmak isterim:

16585_SGJ_Rubbed_Vintage_Burst_Low_Gloss_Satin_132520466_1 16585_SGJ_Rubbed_Vintage_Burst_Low_Gloss_Satin_132520466_2 16585_SGJ_Rubbed_Vintage_Burst_Low_Gloss_Satin_132520466_3

Özetlemek gerekirse… Kısacası karşımızda merak uyandıran, ucuz, ve ufak tefek bazı unsurlar düzgün yapılmışsa çok güzel olacak bir gitar durmaktadır.

Sevgi ve saygılarımla,

Dr. M. Barlo

İstanbul, 02 2014

Tarih: & Kategori: Gibson, Gitarlar.

Bu yazıda Gibson USA tarafından piyasaya yeni çıkacağı bildirilen ve diğer Gibson’lara göre nisbeten düşük fiyatı ile dikkat çeken bu model hakkında detaylı bilgiler vermek isterim.

LPMM14SYSC1-Glam-Shot

 

 

LPMM142GSC1-Finish-Shot

 

Öncelikle fiyatından başlayalım zira sanırım şimdi hemen düşündüğünüz unsur budur: ABD sıfır satış fiyatı 569 USD olarak gözükmekte. T.C. sınırları içine distribütör firma kaça getirecek göreceğiz.

Hızlı ve genel bir değerlendirmesi ile başlayayım: Bence gayet güzel ve hesaplı bir gitar, ama tam anlamı ile bir “Gibson” olarak onu göremiyorum. İki unsur var. İlk manyetikleri, ki altta daha detaylı yazacağım. İkincisi de sapı. Zira sapı akçaağaç üzerine gülağacı tuşeli ve bu “Gibson tonu” açısından aslında çok nadir olmasa da en doğal seçim değil. Nadir değil çünkü Norlin dönemi denilen zamanlarda Gibson Les Paul Standardları ve Customları akçaağaç sap ile üretmiş (ki Randy Rhoades krem renkli pancake Custom bunların arasında herhalde en meşhurlardan birisidir). Her ne kadar geçen senelerdeki gülağacı fretboard yerine fırınlanmış akçaağaç fretboard kullanımı unsurunu düzeltmiş olsalar da, yine de sapın akçaağaç olması dikkat çekici. Aslında laf aramızda detaylı baktığımızda Gibson USA 2014 modelleri arasında maun saplı olan en ucuz model 1399 USD ile Studio Pro olarak durmakta. Dolayısı ile bir yerde normal bildiğiniz eski “studio” modeller bir yerde biraz daha artı unsurlar ile 1400 dolardan başlamaktadır. Ve maun saplı hani “normal” bir Gibson arayışında iseniz, kullanılmış iyi bir faded studio bence çok iyi bir seçim olabilir, gerçi onda da gövde gayet bol kepçe chambered… o da bir diğer mevzu. Neyse, lafı fazla uzatmayalım. Bu cins karşılaştırmaların bir bölümünü aşağıda, ve daha genellerini de bir diğer yazıda yaparım. Sap açısından dikkat çekilmesi gereken önemli bir nokta şudur: Bu gitar akçaağaç saplı olduğu için, genelde maun saplı Gibson’ların muzdarip olduğu gitarın sırt üstü düşmesinden dolayı kolayca headstock tabir edilen boynunun kırılması problemi daha az olacaktır. Ama yine de dikkatli olmakta fayda var.

LPMM142WSC1-Back-Shot

 

Gövdesi mat bir cila atılmış ince maun. Farklı farklı renkler var, sarı, siyah, kahverengi ve epey sevdiğim füme. İnce olduğu için chambered mevzu yoktur, fakat mat cila olduğu için de benim tecrübeme göre (daha önce Gibson’ın yaptığı bu cins modelleri göz önüne alınca ve de Gibson’ın bu unsurda “one solid piece” bas bas bağırmamasından dolayı) nerdeyse kesin olarak bol parça (2 veya daha fazla) maun blokundan yapılmıştır. Gövdenin şeklini ben sevdim. Bir miktar “tummy contour” da yapmışlar, yani stratlardaki gibi göbek bölgesine denk gelen yerde biraz içeri giren bölge… Gövdenin ön tarafı da dümdüz değil ki bu bence özellikle Les Paul kasa için önemli bir unsur. Zira köprünün yapısı itibari ile düz gövdelerde hele hele sap açısı da ideal değilse, köprü gövdeden pek yüksek kalabiliyor. Gövde açısından yapılan yanlışlardan birisi, gövdenin inceliğini direkt olarak gitarın vereceği tondaki keskinlik ile bir tutmaktır. Bunun doğruluk payı olsa da, bu illa doğru olması gereken bir unsur olmuyor. Örnek olarak SG modelini vermek çok yerine oldu, veya Les Paul Juniorları.

 

LPMM14SYSC1-Side-Shot

 

Sapın özelliklerine gelince, 59 rounded ismi verilen Gibson USA’in epeydir kullandığı bildik sevdik bir profilde sapları vardır. 60′s sap profiline göre daha yuvarlatılmış ve daha kalın bir sap profili oluyor bu. Elbette 50′s baseball bat denilen mesela 1957 Historic Reissue Les Paul Standardlardaki gibi çok kalın değil. Gayet rahat ve benim şahsen sevdiğim bir profildir. Sap çapı 12 inch ve tuşe ağacı gülağacıdır. Fırınlanmış akçaağaç unsuru korkmayın yok… Anlaşılan Gibson firmasının FBI ile ilişkileri daha önceki senelerdeki gibi çok kötü değil… Ayrıca fretler de her zamanki Gibson fretleri, medium jumbo. En pahalı Gibson’larda bile bulunan bir problemi Gibson son senelerde çözdü ve bu gitara da aynı şekilde kaliteli bir GraphTech üst eşik koymuş vaziyette. Ucuz ama bir o kadar da önemli bir parça… Daha önceki senelerde Gibson gitarlarda gayet yumuşak plastikten yapılmış üst eşikler kullanılıyordu ve böylelikle tellerdeki titreşim çabuk sönümleniyordu ve bu da sustaini çok azalıyordu. Burgular da yine gayet düzgün ve kaliteli, beyaz başlı vintage burgular 14:1 oranın ile çalışmaktalar.

 

LPMM14SYSC1-Headstock

 

Gitarın üzerindeki parçalara gelince, havadisler hem iyi hem de bazı yönlerden şaşırtıcı. İyileri ile başlayalım… Köprüyü ben şahsen çok sevdim. Bu cins wrapround (çevresine sarılan) köprülerde, fizik kuralları gereği, “düz” tailpiece isimli parçalar kullanıldığında sol telinde kaçınılmaz bir entonasyon bozukluğu olur. İyi bir ayar sayesinde, bizzat biliyorum ki, canlı çalımda bu çok önemli olmayabilir. Ama kayıt açısından cidden başa beladır. Bu bağlamda Gibson’ın kullandığı köprü kendileri için çok ciddi bir ilerleme bence. Her ne kadar PRS firması McCarty’lerde bu cins köprüleri nerdeyse 20 sene önce kullanmaya başlamış olmasına rağmen, Gibson bunu ancak şimdi şimdi yapmakta. Geç olsa da, bu iyi bir gelişme bana sorarsanız. Bunun yanında yine iyi olan unsurlar arasında potanslar var, 500K lineer olmayan potanslar kullanmışlar. Ki canlı çalımda çok iyi bir unsurdur, amfinin temizlenmesini lineer potanslarla yapmak demek 2-3 arasına hapsolmak demek oluyor. Ve bu bağlamda bildik sevdik logaritmik potansları kullanmaları ve bunların da 500K değerinde olmalarından dolayı manyetiklerin sesleri önünde bir perde oluşmuyor olması da güzel bir unsur. Switch ve jack üst düzey ve kaliteli.

 

14 MM Hardware 14 mm Tailpiece

 

 

 

 

 

 

 

Gelelim manyetiklere… Yeni manyetikler var üzerinde, ve itiraf etmeliyim ki bu gitarın dikkatimi çekmesinin asıl sebebi bu oldu. “P-90SR” (rythm) ve “P-90ST” (treble)… Bunlar normal p90 manyetiklerinden değiller. Vidalar yerine üzerlerinde Alnico 5 çivi mıknatıslar var aynen Stratocasterlarda veya Telecasterlarda olduğu gibi. Gibson’ın belirttiğine göre bu manyetikler ilk olarak ES-125 modellerde 1946 ve 1950 yıllarında kullanılmış ve netlik açısından çok iyi olan manyetiklermiş. Normal p90lara göre daha net olduklarına eminim, zira daha bir “strat” manyetikleri kendileri, yarattıkları manyetik alan itibari ile. Daha önceki yazılarımdan hatırlayanlar olacaktır, p90lar aslında çok güçlü ve de tok ama net sonuçlar doğuran manyetiklerdir.Bir p90′ın içinde humbuckerlarda bir adet bulunan mıknatıslardan iki tane vardır. Ve ortaya çıkan manyetik alan nisbeten yatay ve daha geniştir. Şimdi Stratocasterlardaki gibi dikine manyetik alan sahibi bir tasarım kullanıldığında, ortaya Fender Jazzmasterlarada bulunan manyetiklere benzer bir sonuç çıkıyor. Ki bu ne kadar ideal, onu kestiremiyorum. Kesinlikle “yeni” bir unsur. Ve üzerine bir de akçaağaç sap hadisesi eklenince, ortaya ilk çıktığı zamanlarda çok tutulmayan Fender’in Jazzmaster modeli gibi bir gitar çıkabilir diye düşünmedim değil. Keskin sesli ama düşük çıkışlı. Jazzmaster’daki “kötü” köprü tasarımı yüzünden bir de bunların üzerine az sustain eklenince, çok tutmayan bir model olmasını gayet doğal olarak görmek lazım. Ama bu Gibson’da en azından sustain problem olmayacaktır. Bu arada hemen belirteyim, manyetikleri problem etmenin çok alemi yoktur. DiMarzio firması p90 ebadında çok insanın sevdiği (misal Tone Zone) humbucker manyetikler üretmektedir. Dolayısı ile bu gitardaki manyetikleri tutmazsanız, değiştirmeniz hiç zor değil. Böylelikle tonda oynamalar da haliyle mümkün olabilmektedir.

 

LPMM14SYSC1-Close-Halfcut-Top

 

Bu gitarı hiç küçümsememek, ve Gibson firmasının ürettiği en ucuz gitarlardan olsa da yakinen bakmak doğru olur diye düşünüyorum. Zira daha önceki yıllarda olduğu gibi Gibson yine en düşük fiyatlı üretimlerinde çok güzel modeller ortaya çıkartabilir. Örneğin, daha önceki Melody Maker serisi, 50′s, 60′s ve 70′s serileri, faded serisi… Bunun yanında Gibson’lardan yeterince net ve açıklık açısından memnun kalmayanların da bu gitarı kesinlikle atlamamları lazım diye düşünüyorum.

Sevgi ve saygılarımla,

Dr. M. Barlo

İstanbul, 01 2014

Tarih: & Kategori: manyetikler.

Bu ayki yazımda geçen sefer kaldığım yerden devam ederek, sizlere bazı “overwound PAF” manyetikleri hakkında bilgiler vereceğim.

1. bölüme şu linkten ulaşabilirsiniz.

İlk olarak Duncan – 78 (nam-ı diğer EVH) isimli manyetikle başlayalım. Rivayet odur ki, bu “ilk” overwound PAF’lardan birisidir. Bu Van Halen’ın ilk albümlerinde duyabileceğiniz manyetiktir. Etrafında çok ama çok ciddi spekülasyonlar ve dezenformasyon dönse de, Duncan şirketinin şimdi ürettiği kadarı ile üzerinden geçmek doğru olacaktır. Bu arada bu manyetiğin orjinalini saran Duncan’ın bizzat kendisi ama telif hakları konusu biraz uzun ince bir konu ve ondan dolayı da işin biraz legal ve enteresan olmayan boyutu. Fakat aynen bu boyut yüzünden de bu manyetik belki gerektiği kadarı ile bilinmemektedir.

overwound-5

 

Bu manyetik ancak Duncan firmasının Custom Shop tarafından alınabilmekte ve özel sipariş üzerine sarılmaktadır. Dolayısı ile farklı unsurlar da isteyebilirsiniz, bacaklarının uzunluğu, rengi, kaç kablo olabileceği, hatta mıknatıslarını farklı bile alabilirsiniz. Ama yine de “özel olmayan” özel üretim şeklinden bahsetmekte fayda vardır.

overwound-8

 

overwound-4

 

Kendisi AWG#42 kalınlıkta ve bildiğim kadarı ile (temelde normal ama bol sarımlı bir PAF olmasından dolayı) plain enamel kaplı bobin teli ile 9.0K gibi değerlere kadar sarılmıştır. Normal PAF’lar bu bobin telleri ile 8.5K gibi değerlere kadar çıksa da, bu artı 0.50K miktar aradaki kompresyon farkını yaratan unsurlardan birisidir. İçinde alnico 2 mıknatıs vardır. Bunlardan dolayı ton açısından normal alnico 2′li modellere göre biraz daha bol kompresyonlu, midleri daha güçlü, basları onlar gibi biraz yumuşak ve süngerimsi tarafta, ve daha bir “akıcı” manyetiktir. Elbette artıların olduğu yerde eksikler de gerekmekte, zira o zaman diğer manyetiklerin işi ne değil mi? Daha düşük sarımlılara göre daha az nettir. Midleri daha fazladır ve de bu drive altında işe yarasa da, açık tonlarda temiz bir ses açısından o kadar ideal olmayabilir. Zevk renk meselesi tabi…

Diğer bildik ve alakalı bazı PAF klonları ile karşılaştıracak olursam, Alnico 2 Pro veya Pearly Gates mesela… Onlara göre daha az nettir. Alnico 2 Pro’nun daha bol sarılmış versiyonu gibi demek bence yanlış olmaz. Pearly Gates, diğer alnico 2′li bir Duncan PAF klonu, ama epey farklıdır. Pearly Gates zaten 8.50K gibi bir değerde olduğunda az denemeyecek bir çıkış seviyesi verir. Ve 78′e göre uppermidleri biraz daha bağırtkan, daha bir “presence” sahibi bir manyetiktir. Hatta 8.75K gibi değerlere geldiğinde ben şahsen 78′e göre daha çok sevmekteyim Pearly Gates’in sarımını. Bu arada basslardaki aynı yumuşaklık devam etmektedir. Gibson Burstbucker #3′e göre ki karşılaştırma olarak o sanırım en yakını, bence 78 çok daha iyi bir manyetik. Daha net. Ama bunun yanında Burstbucker #2 açısından karşılaştırma yine çok adilane değil, zira Bursbucker #2 yaklaşık 8.30K gibi. Yani otomatik olarak zaten daha net. Ama yine akıcılık konusunda Alnico 2 Pro ile olan karşılaştırmada olduğu gibi 78 daha iyi, midler ve çıkış açısından da daha fazla. Gibson 490T ve 57Plus da karşılaştırmaya girecek diğer alnico 2′li PAF manyetikleri… Onlara göre de bence 78 daha iyi. Çünkü benim tecrübe ettiğim kadarı ile hem 490T hemde 57 ve 57Plus hiç mi hiç kötü manyetikler olmamalarına rağmen, çok güzel olan bu 78′e göre biraz daha gerideler, netlik konusunda…

Kısacası Van Halen’daki gibi basslarda yumuşaklık aranan bir unsur ise, o zaman 78 tam olarak ideal bir “super strat” manyetiğidir. Bunun yanında Alnico 2 mıknatıs sahibi overwound PAF klonu başka bir manyetik hakkında yazmamıza da gerek olmadığını düşünüyorum zira 78′den başka bu kategoride benim bilgim dahilinde zamanımıza değecek bir model yoktur.

Detaylandırmak istediğim ikinci manyetik de yine Duncan custom shop’tan Brobucker isimli manyetiktir. Bu manyetik, ortalıkta güçlü bir 10K PAF klonu olmamasının Duncan forumlarında dile getirilmesi ve bu yönde bir manyetiğin tasarlanmasını firmadan kullanıcıların talep etmesi ile ortaya çıktı. Özellikleri ve teknik detayları, benim de dahil olduğum bir grup tarafından belirlendi ve Gauss derecesi biraz düşürülmüş bir Alnico 5 mıknatısına sahip, AWG#42 kalınlığında ve plain enamel kaplı bobin teli ile sarılmış ve bobinlerin tam olarak eşit sarımlı olmadığı çok güzel bir manyetik ortaya çıktı. Çok değil, az biraz mum banyosuna maruz kalmıştır, ki yüksek gain durumlarında özellikle kesinlikle ötmesin. Light wax potting denilen unsur. Çok net ama yine de güçlü sarım işinin kompresyon tarafını içinde barındıran bir manyetik oldu. Net derken, elbette el sarımı bir 7.5K bir PAF gibi net değil, o “tele” cinsi netlik yok. Ama yine de çok net bir manyetik. Bundan daha az sarımlı (misal Gibson 490T veya 57Plus) ama bu kadar net olmayan manyetikleri bolca biliyorum. Bobinlerin eşit sarımlı olmamasından dolayı netlik artarken, biraz da Duncan firmasının Pearly Gates manyetiklerinde kullandığı tabir ile “Texas Sizzle” eklenmiş oldu. Pearly Gates’e göre biraz daha güzel hatta.

overwound-9

 

Bu manyetikler özellikle ince maun kasa Gibson’ların üzerinde şahane oluyorlar. Les Paullere zaten bu manyetikteki o artı güç gereksiz. Gitar iyi ise buna gerek yok. Ve açıkçası o zaman fazla güçlü ve fazla kompresyonlu kalabiliyor düzgün adam gibi bir Les Paul’ün üzerinde. Ama dediğim gibi daha ince kasa maun gitarlarda ise çok güzel bir ton çıkartmakta. Mesela bir SG’den çok ama çok bildik ve sevdik tonları direkt çıkartabilmekte. AC-DC meraklısı iseniz özellikle kaçırmamanız lazım. Veya daha ince gövdeli olan sabit köprülü PRS’lerden daha bir “Les Paul” tonu çıksın diye bakınıyorsanız, yine bu manyetik şahane. Bu açılardan ben Gibson‘ın ürettiği Angus Young signature overwound PAF manyetiğinden de iyi. O manyetik te 9.20K civarı AWG#42 (ama polysol kaplı, plain enamel değil zira bu madde zehirli olduğu için üretimi kısıtlı ve stoklanmadıysa bulması biraz daha zor ABD içinde) bobin telli, Alnico 5 mıknatıslı bir HB. Verdiği ton çok uzak değil ama benim düşünceme göre tizleri fazla keskin. Hatta ince bir SG’de kulak tırmalayan bir presence seviyelerine ulaşabiliyor. Benim bu konudaki teorim şu ki bunun sebebi Gibson’ın gereksiz manyetik alan yüklü (Gauss derecesi olarak) Alnico 5 mıknatısları kullanmasıdır. Biraz daha güçsüz mıknatıslar kullansa, bence çok daha dolgun ama hala net bir sonuç çıkacaktır. Bu arada bu Angus Young Gibson HB çok güzel “Dokken” işleri yapabilmekte, demedi demeyin. Keskinlik arıyorsanız, hala PAF işinden çok uzaklaşmadan, bakmanız gereken bir manyetiktir. Sadece bence Angus Young için Brobucker çok daha doğru bir manyetiktir. Bunların yanında, olay superstratlarla kullanıma gelince Brobucker’ın TB modeli çok güzel sonuçlara versile olmaktadır. Hele hele bir de superstrat biraz tiz tarafında ise, çok işe yarayan net tizli ama kulak tırmalayan keskinliği olmayan bir ton verebilmekte. Bu açıdan kritik unsur da içindeki mıknatısın çok güçlü olmayan, biraz hatta güçsüzlendirilmiş (deGauss edilmiş) bir mıknatıs olmasıdır. Dediğim gibi bu manyetiğin tasarımını yapan gruptaydım ve de bu güçsüzlendirilmiş Alnico 5 fikri benim de içinde bulunduğum 3 4 kişilik bir beyin fırtınasından çıktı. Aslında ukalalık olmasın, direkt fikri ortaya atan benim, alnico 4 lafları üzerine… Bundan dolayı Brobucker’ın bu kadar güzel sonuçlar veriyor olduğunu görmek beni şahsen de sevindirmektedir.

overwound-3

 

Alakalı diğer modellerle karşılaştırmak gerekirse… DiMarzio VPAF-Hot‘lara göre (ki bunlar da çok güzel overwound PAF manyetikleri arasında sayılabilir) ciddi şekilde daha net. VPAF-Hot’ların üretimini DiMarzio durdurdu, benim gayet sevdiğim bir mass production modeli idi kendileri. Ve içinde bir adet alnico 5 mıknatıs var bunun da. Ondan dolayı yapı olarak ufak farklılıklar olsa da (Duncan çok daha PAF tarafına bağlı) Brobucker’dan çok uzakta bir manyetik değildir. Ama karşılaştırıldığında benim görüş ve zevklerime göre Brobucker varken dönüp VPAF-Hot’a bakmam. Alakalı her türlü değerlendirme unsurunda bence Brobucker daha üstün durmaktadır.

overwound-7

 

Brobucker’a benzeyen bir diğer manyetik ise Duncan‘ın yine çok sevdiğim diğer bir manyetiği olan PATB-3 modeli, Blues Saraceno özel üretim Parallel Axis Humbucker. Bu manyetik te AWG#42 tel ile 9.40K gibi bir miktarda sarımlarda ve eşit güçte sarılmış iki bobin ihtiva etmektedir. Sağlam mum banyosundan geçer, zira epey bir “high gain” işi için düşünülmüş üretilmiş manyetiktir. Ve içinde bir adet Alnico 5 mıknatıs bulundurur. Ama yapısı Brobucker’a ve diğer PAF klonlarına göre epey farklıdır. Çünkü vidalar ve çiviler yerine Duncan’ın “Parallel Axis” diye tabir ettiği parçalar vardır. Özellikle tremololu superstratlardan “Les Paul” gibi ton verdirtmesi ile meşhur bir manyetiktir, zira tam olarak tasarım amacı da bu. Blues Saraceno ve Duncan bunun üzerinde çalışırken emelleri bu olmuş. Bu manyetiğe göre Brobucker kesinlikle daha PAF. Brobucker’da daha bir P90 cinsi netlik vardır. Geçen ayki yazımda belirttiğim üzere PAF’lar temelde sessiz P90lar olarak tasarlanmışlardı ve bundan dolayı da o single coil vari netliği hala taşırlar. İş bu açıdan PATB-3 daha geride. Daha dolu fakat aynı anda tizler açısından daha bir kesklinliği de var. Yani presence açısından Brobuckerdan ilerde. İkisi de çok güzel manyetiklerdir, yüksek gain için bence PATB-3 daha iyi (hatta benim de ideal manyetiğim diyebilirim), ama daha az drive daha bir “plexi” kadar drive açısından Brobucker açık ara ilerdedir.

overwound-2

 

Alnico 5′den devam ettiğimize göre, alakalı bir diğer manyetik de Bare Knuckle isimli İngiltere’den üretim yapan firmanın sardığı Blackdog denilen köprü manyetiği. Bu manyetiğin içinde yine AWG#42 bobin teli kullanılmış ama kaplaması Gibson Angus Young HB’da olduğu gibi polysol ve rezistans derecesi de yine bu manyetiğe yakın, 9.40K. Blackdog’da iki bobinin sarımları Brobucker’daki gibi eşit değil ve bu da ek netlik ve de uppermidlerdeki o “sizzle” tabir ettiğimiz tümseği vermekte. Firmadan normal Gibson ebadında olduğu gibi Trembucker ebadında da istenebilmekte. Henüz bu manyetiği birebir A-B testi olarak maalesef Brobucker veya diğer hakim olduğum bir manyetikle aynı gitarın üzerine söküp takarak deneme fırsatı bulamadım. Bu arada aynı gitarın üzerinde denemeler yapmak elzemdir, zira manyetikler her ne kadar önemli olsalar da, asıl unsur tahtadır, ve bu unsuru bertaraf etmeden AB testi yapmak maalesef mümkün olmuyor. Ama benim daha dar kapsamlı bir şekilde denediğimde gördüğüm şudur ki, bu manyetikler Gibson Angus Young HB gibi çok çok bağırtkan değiller. Daha doygun, daha dolu, ama o PAF cinsi P90vari veya televari netliği var. Ki bunlar çok güzel unsurlar. Presence olarak da geri de değil, hani biraz spekülasyon olacak ama anladığım kadarı ile Brobucker presence açısından biraz geride kalacaktır. Ama doygunluk ve doluluk açısından biraz daha önde olacaktır. Netliği ise bilemiyorum. Kısacası bu manyetik, overwound PAF severlerin radarların olması elzem olan bir manyetiktir.

overwound-1

Bir diğer AB testi yapmamış olduğum, ama sizlerin dikkatini üzerine çekmek için bahsetmenin kaçınılmaz olduğunu düşündüğüm manyetik ise Duncan firmasının yeni çıkarttığı Whole Lotta Humbucker denilen manyetiktir. İsminden dolayı kimden geldiği gayet aşikar olan bu manyetiğin temelinde, Jimmy Page’in Duncan Custom Shop’a sardırttığı biraz daha bol sarımlı özel 59′lar var. Daha 2003 senesinden bu manyetiklerin varlığını gayet iyi hatırlıyorum fakat sipariş vermek nasib olmadı. Aslında gayet iyi de bir sebebi var. Neyse, bu manyetiklerden köprü manyetiği 8.75K gibi yine AWG#42 tel ile ve plain enamel kaplama ile ve içinde de Alnico 5 mıknatıs var. Bir yerde düz bir 59 ile Brobucker arasında veya Black Dog arasında bir manyetik. Ve güzel bir Les Paul’ün köprü pozisyonunda direkt Jimmy Page usulü tonları verdiğini söyleyebilirim. Dediğim gibi AB testi yapmamış olsam da, kağıt üzerinde çok yakından bildiğim ve çok sevdiğim üç manyetiğe epey yakınlar, üçü de Alnico 5′li AWG#42 plain enamel 8.75K Duncan PAF klonları. Bunların ilki elimde bir multimetre ile dükkana giderek bulmuş olduğum 8.75K’lık bir Duncan 59. Her hangi bir modifikasyona uğramamış bir manyetikti ve çok güzel sonuçlar verdiğini söyleyebilirim. Ama düşük sarımlı Duncan 59 köprülerden epey ama epey farklı olduğunu söylemem de elzem. Dolayısı ile bu satırlayı okuyup Duncan 59′u bir “hot” PAF şeklinde alırsanız, sonuç istediğiniz gibi olmayabilir. Zira normal sarımdaki Duncan 59, epey daha net epey daha tizleri ve keskinliği bol bir manyetik. Bu bahisteki ikinci manyetik ise bir adet 8.75K’lık Duncan Pearly Gates +. Şimdi hemen belirtmek gerekir ki Fender Lone Star stratlar için üretilen bu manyetikler, Pearly Gates’lerden sadece içlerindeki mıknatıs itibari ile farklıdır. Plus olduğu zaman içindeki manyetik Alnico 5 olur, zira çıkışı çok yüksek olan Fender Texas Special single coil strat manyetikleri ile iyi geçinsin diye Fender firması Duncan’dan özellikle öyle istemiş. Dolayısı ile normal Pearly Gates’ler Alnico 2 iken Pearly Gates + Alnico 5 bir mıknatısa sahip ve de bu bağlamda Whole Lotta HB ile gayet yakın bir duruş sergilemektedir. Zira bobin telleri de AWG#42 ve plain enamel kaplı. Çok iyi bildiğim bu manyetiğin biraz önce bahsettiğim ve bundan sonra bahseceğim manyetiğe göre farkı ise uppermidlerde. Bu PG+’da biraz daha fazla uppermidler var, gayet keskin. 8.75K olduğu için bu kulak tırmalamıyor ama düşük bir rezistans olduğunda, 8.10K bile gördüm, o zaman çok tiz ve tabiri caiz ise testere gibi bir manyetik olabiliyor. Dolayısı ile bu manyetikten nefret eden birini görürseniz, bilin ki rezistans derecesi düşük bir PG+ ile karşılaşmıştır. Peki o zaman Duncan neden bunu kontrol etmiyor diye sorarsanız, çok iyi soru diyeceğim… Firmanın kendisine de sorduk bu gibi soruları ve de bana ve bizlere “custom shop var” diye cevap verdiler. Bu firmanın sevmediğim bir özelliği olduğunu bu vesile ile belirteyim.

overwound-10

 

Custom shop demişken, bu bahsetmek istediğim 3. manyetiğe lafı getirdi: Duncan Antiquity HB 8.75K. Normalde custom shopta eski PAFlar gibi üretildiği söylenen bu manyetiklerin içlerinde manyetik gücü azaltılmış bir Alnico 2 mıknatıs bulunur. Bu mıknatısı ben değiştirmiştim, Alnico 5 bir mıknatıs ile, köprü 59dan çıkan bir mıknatıs ile. Ve ortaya tam bir canavar çıktı. Ve de açıkçası bu manyetik yüzünden ben yukarıda bahsettiğim gibi Duncan custom shop’tan Jimmy Page özel sarım manyetikleri sipariş etme gereği duymadım. Zira çok iyi bir manyetik oldu. Tom Holmes’lardan, Peter Florance’lardan, WCR Fillmore’lardan, Goodwood’lardan… ve unuttuğum bir çok hot PAF klonundan çok daha iyi oldu. Net, PAF vari P90 netliği her yerinde. Ve 3 boyutlu zira bunda mum operasyonu yoktu ve ona rağmen yüksek gainde ötmüyordu. Bu arada kapağını da çıkartmıştım (alltaki fotoğrafta 1995 Gibson Les Paul Standard gitarımın köprüsünde görülebilir). Bu gibi bir Antiquity HB yakalarsanız, 8.60K ve daha yukarısı, bir mıknatıs değişimi ile çok canavar bir Alnico 5′li overwound PAF elde edeceğinize emin olun. Ve bu Whole Lotta HB isimli manyetikler de bu bahsettiğim manyetiklere epey benzer durmaktalar. Bu da çok iyi bir şey, elde multimetre manyetik arayışından veya custom shop derdinden insanı kurtarıyor. Onun için bu da overwound PAF severin radarında hep bulunması gereken bir manyetiktir.

overwound-6

 

Son olarak Rio Grande isimli firmanın overwound PAF klonlarından bahsedeyim. İlki Texas, 8.80K gibi çekmekte AWG#42 tel yanılmıyorsam. Alnico 5 mıknatıs ve çok ciddi bir parafin banyosuna maruz kalmış. Bu firma ne hikmetse bu manyetiğin sapta kullanılmasını (Rio Grande BBQ ile beraberce) önermekte. Bence çok yüksek çıkış veriyor bu ve de netlik kayboluyor. Köprüde de epey güzel iş yapan bu manyetiği aslında köprü overwound PAF klonu gibi de görebilirsiniz. Yüksek gain tarafında özellikle daha iyi performans gösteren bu aygıtın tonundan bahsetmek gerekirse… Karanlık ama çok bol uppermid’li. Ki firma buna “Texas” işi demekte… Enteresan. Yüksek gainde dediğim gibi daha iyi sonuçlar verirken, benim tercih ve zevklerime göre düşük gainde netlik çok iyi değil. Kapalı ve hani hoş bulmadığım abartı bir kompresyon seviyesinde bir ton veriyor. Hele hele 12 13K’lık ağabeyi Rio Grande BBQ bu açılarda Texas’dan da ileri. Duncan JB kadar olmasa da, uppermidlerde bir gaz ama karanlık ve sıkı bir ton çıkartmakta. Elbette bunun kullanışlı olduğu durumlar var, Angus’un bizzat kendisi bir aralar bu manyetikleri kullanıyordu. Keskinlik var zira uppermidler bol. Fakat yumuşak ve net bir ton arayışınız olursa, o da olsun diye bakarsanız… Bu manyetiklerin zayıf tarafını buldunuz demektir.

Sevgi ve saygılarımla,

Dr. M. Barlo

İstanbul, 12 2013

 

Kaynakça:

http://www.gitarpedal.net/

http://www.seymourduncan.com/forum/

http://bareknucklepickups.co.uk

http://www.gibson.com/

http://www.dimarzio.com/

Tarih: & Kategori: Mikrofonlar.

Bu yazıda gayet bütçe dostu olan Fransız menşeili Çin üretimi mikrofon hakkında epey uzun süredir toparlardığım naçizane birikimleri sizlerle elimden geldiğince paylaşmaya çalışacağım. Bu paylaşımlarımda temel elektrik gitarlarda kabin mikrofonu olarak bu aleti kullanmaktır. İkincil ama gayet önemli bir kullanımım ise canlı durumlar için akustik gitar mikrofonlaması oldu, ve bunun hakkında da biraz bahsedeceğim.

Öncelikle fiyatı bu kalite için cidden korkunç bir ürün. Yapısı gayet kalitelidir. Üzerindeki süngerimsi dokudaki hoş hissiyatlı plastik yüzey gayet hoş. Gayet sağlam bu arada, epey sağa sola taşıdım ve de epey farklı ortamda kullandım. Biraz büyükçe, SM57 gibi daha minik olsa keşke dediğim zamanlar olmadı değil. Kötü bir tarafı klipi… Aslında mikrofonun büyüklüğü ile alakalı, ve normal “shure” ebadındaki kliplere sığdırmak zor veya sağlam ittirmek gerekiyor diyelim. Bir de taşıma kılıfı da, hani çok al beni olmayan bir kumaş yukardan büzgülü bir çanta gibi. Tabi bunlar da önemli olabilir, ve bundan dolayı da üzerinden geçmekte fayda var. Fakat, fiyatına göre asıl yaptığı iş konusunda gayet dikkate şayan bir alet.

(Bu videoda Shure SM57 ile Prodipe TT1 Pro arasında yaptığım naçizane karşılaştırmayı görebilir ve dinleyebilirsiniz.)

Elektrik gitar kabini mikrofonlamada kullandığımda benim diğer aletlere göre gördüğüm şu oldu. Benim gözümde gitar kabini mikrofonları arasında bir standart olan Shure SM57′ye göre bir defa çok keskin ve de kulak tırmalayıcı olmadan uppermidlerde ve tizlerde çok güzel bir netliğe sahip. 8KHz’de tepe yapan dikkate şayan bir uppermid unsuru var. Dolayısı ile boğukluk kesinlikle yok. Ama fazla “ince ve tiz” kalma durumu da yok. Bunun yanında bassları da güçlü, ve lowermidleri net ve daha az. Kısacası SM57′ye göre daha bir V eq’da, hani tabiri hoş görün. Ama tam olan bu. Bunun yanında çıkış açısından gayet sağır olan SM57′ye ciddi fark atmakta ki bu dip gürültüsü açısından malum çok iyi bir unsur. Tabi SM57′i çekiç olarak bile kullanabiliriz, o kadar sağlam bir alettir. Bu TT1 Pro acaba o kadar iyi olacak mı… Bilemiyorum, Kullanalı 10 ay vs. oldu, hem de iyi kullandım demem gerek. Ve bana mısın demedi. Ama Sm57 mikrofonum ise 12 senelik ve o da bana mısın demedi… Neyse, umarım hiç birisi bozulmaz!

Bir diğer çok sevdiğim mikrofona karşı bunu koyunca, Prodipe TT1 Pro beni yine üzmedi. Bu mikrofon da Shure Beta57A. Aslında ben şahsen bunu gitar kabin mikrofonu olarak SM57′den daha çok seviyorum. Ben daha netlik seven, yüksek çıkışı da iyi bir unsur olarak gören birisiyim. Her ne kadar SM57 yukarıda bahsettiğim gibi standart ise, yine de benim kullanımım açısından Beta57A ondan önde giden daha “net” ve daha “duyan” bir mikrofon. Ve onun için daha çok seviyorum. Hatta bence aynı unsur Sennheiser E609E için de geçerli. Hatta sahip olmayı istediğim ama bir türlü de Beta57A varken gerek de var mı diye almadığım ama kullandığım ve çok da sevdiğim Sennheiser MD421 kafamdaki bence çok iyi olan mikrofon.

(Bu videoda da Shure Beta57A ile yaptığım kendimce karşılaştırmayı görebilir ve dinleyebilirsiniz.)

 

Bu bağlamda Prodipe TT1  kafamdakine gayet yakın. Beta57A ile direkt bire bir bir karşılaştırmaya sokabildiğim için şunu diyebilirim ki Beta57A’ya göre bile hala biraz daha V eq. ama tabi aradaki fark SM57 ile olan kadar değil. Çıkış açısından Prodipe TT1 Pro ile Beta57A kafa kafaya gibi, sanki Prodipe az biraz daha önde gibi. Şahsen tonal açıddan ben illa bunlardan birisini seçmek zorunda kalsam, sanırım Beta57A’yı seçerdim, para mevzu bahis olmasaydı. Çünkü Prodipe TT1 Pro az biraz fazla V gibi kalıyor, biraz fazla uppermid çığırtkan (gitardaki JB manyetiği hesabı) bir sese çalmakta. Ki bunu çok da sevmiyorum. Ama şu da var, bütün bu karşılaştırmalar kabinde simetrik yerlerdeki karşılaştırmalar ile oldu. Halbuki kabini algıladıkları yerleri değiştirerek aslında bunların arasındaki farkları azaltmak da mümkün, bunu da şiddetle belirtmek lazım.

prodipe-tt1-pro-mikrofon-1

 

Benim ideal maksat iş olsun ama kayıt dolsun şeklindeki mikrofonlamam şimdi şu şekilde: Sağa diyelim Beta57A’yı atıyorum, göbekten 3 santimetre dışa doğru ve kabine gayet yakın. Ve göbeğe de Prodipe TT1 Pro’yu koyuyorum, ve onu da sola yatırıyorum. Bunları yaparken tabi faz işine biraz dikkat ediyor insan ister istemez ama problem olmamakta. Doğal bir havayı vermekte açıkçası. Ve bu ikiliyi SM57 ve Beta57 şeklindeki ikiliden daha çok sevmekteyim.

prodipe-tt1-pro-mikrofon-3

Bu durumda tek kötü olan şey, bu Prodipe TT1 Pro mikrofonu yüzünden sanırım benim artık hiç bir şekilde Sennheiser MD421 almayacak olmam. Ama ne yapalım hayırlısı.

Söylerimi bitirmeden önce, yukarıda vermiş olduğum videolardaki ses dosyalarının yanı sıra, bu mikrofonlarla yapılmış karşılaştırma kayıtlarını alakalı SoundCloud hesabımdan buraya eklemekteyim. Ki böylelikle umarım birilerine bir gün yardımcı olur.

prodipe-tt1-pro-mikrofon-2

 

Ses kayıtları:

 

Shure SM57 ile Prodipe TT1 Pro Karşılaştırması:

 

(Bu kayıtta Shure SM57 ve Prodipe TT1 Pro’nun yukarıda verilen videodaki kayıtları vardır ve de SoundCloud’da comment olarak tam olarak hangi mikrofonların -sağ sol aynı mikrofonlar bu arada- aktif olduğu yazılmıştır.)

 

(Bu ses kaydında Shure SM57 solda ve Prodipe TT1 Pro sağdadır)

 

(Bu ses kaydında SM57 ile Prodipe TT1 Pro karşılaştırmasındaki Prodipe mikrofonunun solo kaydı vardır. Yani mono kaydın sağa ve sol yatırılması ile elde edilmiştir.)

 

 

(Bu ses kaydında SM57 ile Prodipe TT1 Pro karşılaştırmasındaki Shure SM57 mikrofonunun solo kaydı vardır. Yani mono kaydın sağa ve sol yatırılması ile elde edilmiştir.)

 

Shure Beta57A ile Prodipe TT1 Pro Karşılaştırması:

(Bu kayıtta Shure Beta57A ile Prodipe TT1 Pro’nun yukarıda verilen videodaki kayıtları vardır ve de SoundCloud’da comment olarak tam olarak hangi mikrofonların -sağ sol aynı mikrofonlar- aktif olduğu yazılmıştır.)

 

(Bu ses kaydında Shure Beta57A solda ve Prodipe TT1 Pro sağdadır. Bu arada belirtmek isterim ki bütün bu kayıtlar arasında benim şahsen favorim bu kayıttır.)

 

(Bu ses kaydında Shure Beta57A ile Prodipe TT1 Pro karşılaştırmasındaki Prodipe mikrofonunun solo kaydı vardır. Yani mono kaydın sağa ve sol yatırılması ile elde edilmiştir.)

 

(Bu ses kaydında Beta57A ile Prodipe TT1 Pro karşılaştırmasındaki Shure Beta57A mikrofonunun solo kaydı vardır. Yani mono kaydın sağa ve sol yatırılması ile elde edilmiştir.)

 

Dr. M. Barlo

Istanbul, 12.2013

 

Kaynakça:

 

http://www.gitarpedal.net/

http://www.gitarpazar.com/

http://www.blmuzik.com/

http://www.prodipe.com

http://www.shure.com/

http://en-de.sennheiser.com/

http://www.soundonsound.com/

Tarih: & Kategori: manyetikler.

Bu ayki yazımda, daha önceki yazılarımda ucundan değindiğim bir konuyu detaylı olarak işleyeceğim. Konumuz, overwound PAF dosyasıdır. Okurlarımızdan ve diğer ilgili arkadaşlardan gelen sorulardan dolayı, bu unsura bir yazı ayrılmasının gayet uygun olduğunu düşündüm. Zira konumuz, Van Halen, George Lynch, Gary Moore, Jimmy Page, Vivian Campbell, … gibi çok önemli gitaristlerin kullandığı hepsinin ortak noktalarında bulunan bir unsurdur. Yazıyı mantıklı uzunlukta tutmak adına, iki parçaya bölmekteyim. İlk parçada, bu konudaki unsurların genel bir tanıtımını sizlerle paylaşacağım. Gelecek ay çıkacak ikinci bölümde ise, bu ay tanıtımını yapmış olduğum bu unsurları kullanarak, alakalı detaylara gireceğim.

 

1-vanhalen

 

2-dokken-4

 

 

Öncelikle “overwound” PAF manyetik sevdasının altında yatan sebepleri sizlere hızlıca sunmak isterim. Rock işinde, özellikle 1980′lerin sonlarına kadar nerdeyse Marshall Plexi (1959) ve JCM800 (2203) isimli amplifikatörlerin 1960B ve A isimli kabinler ile kullanılmasının hakimiyeti kuşkusuzdur. Bu amplifikatörler de, yüksek seste çok güzel lamba satürasyonu sunmakta ve ortaya Ronnie James Dio’nun solo albümlerinde duyacağınız süper tonlar çıkmaktadır. Tabi sadece Dio’da değil, Dokken’de de, Van Halen’da da… liste uzun… Ve bu kullanım sırasında, normal PAF manyetikleri çok yüksek gain ve satürasyon seviyelerinde “bass tiz” olup dağılabilmekteler. Şunu demek istiyorum: Bir Stratocaster köprü manyetiğine çok ciddi gain verin. Göreceksiniz ki ton karışacak, karman çorman olacak. Baslar bir tarafa, tizler bir tarafa… Hani gürültü olacak ama duyulmayacaksınız. Toparlamak için ise mid lazımdır. Ondan zaten açık tonu neredeyse berbat denilebilecek olan Duncan Hotrails gibi bir manyetik, Stratocaster köprüsünde bu konuda durumu toparlayacaktır. Bu anlamda 1980′lerde beğenerek takip ettiğimiz ve hayran olduğumuz bu adamlar, “overwound” PAF işini bulmuşlar. Fark etmişler ki bu cins manyetiklerle ton daha derli toplu kalıyor, hem daha akıcı oluyor, hem daha keskin olabiliyor, hem de netlik te tamamen kaybolmuyor. Bunların öncüsü işin gayet net detaylarını da bilen Eddie Van Halen ki gerçi Jimmy Page de Les Paul manyetikleri konusunda epey meraklı ve bu yönde deneysel yaklaşımlarda bulunan birisidir. Elbette başka isimler de var, ki George Lynch de onlardan birisi, Duncan ile beraber Screaming Demon isimli manyetiği tasarlamaktalar.

 

3-seth-lover-01

Seth Lover

4-les-paul

Les Paul

 

 

Detaylara girmeden önce üzerinden geçmemiz gereken bir kaç unsur vardır. Bunlardan ilki Seth Lover’ın tasarladığı PAF manyetiklerinin temel amacını sizlere hatırlatmaktır. Bu manyetikler, P90′lar yerine kullanılmak için üretilen ve “dip gürültüsüz” P90 manyetikleri olması amaçlanan aygıtlardır. Kısacası net ve açık tonların peşinde olan bir zihniyetin tasarladığı, dip gürültüsüz P90′lar şeklinde manyetiklerdir. Bundan dolayı da onlara HumBucker yani dip ses yok edici denmiştir. Tasarımlarında iki bobin birbirlerine göre ters kutup ve ters sarım olarak seri bağlanmıştır. P90 gibi bir çok güzel bir netliği yakalamak adına, bu bobinlerden birisinde vidalar ve diğerinde de çiviler bulunur. Ve bu bobinlerin ikisi bu sayede aynı güçte değildir. Çivili bobin metalürjik olarak ve manyetik alanı yukarı taşıma konusunda, vidalı bobine göre daha güçlüdür. Vidalı bobin hatta daha da güç kaybetsin ve de dip gürültüsüz bir netlik ortaya çıksın diye, vidalar manyetiğin altından çıkacak şekilde tasarlanmıştır, ve manyetik alanı yukarı olduğu kadar manyetiğin altına (etkili olmayacağı, ve bu sayede netliğin artmasına sebep vereceği) mekana taşırlar.

 

6-manyetik 5-manyetik

 

Bunların yanında bu manyetiklerin içlerinde kullanılmış olan mıknatısların metalürjik yapısı da önemlidir. Alüminyum nikel ve kobalt (AlNiCo) karışımlı (bunların yanında içinde demir ve bakır ve titanyum ve diğer metaller bulunan) mıknatıslar kullanılmıştır. AlNiCo 2, 3, 4 ile 5 arasındaki değerlerdeki farklar içlerindeki alüminyum nikel kobalt miktarlarından kaynaklanır. Bu farklı değerler, mıknatısların yarattığı manyetik alanların yoğunlukları ve çekim güçleri açısından ciddi farklar doğurur. (Bartolini denilen gitarlarda uzun süredir AlNiCo 6 manyetikler kullanılırken, son zamanlarda Duncan firması AlNiCo 8′li manyetikleri de normal üretimlerinin arasına kattı. Bu yazıda seramik-ferrum mıknatıslara ve AlNiCo 5 üzeri olanlara değinmeyeceğim, zira konumuz PAF manyetikleri ile alakalı, her ne kadar “overwound” olsalar da…) Bunlar arasında çekim gücü açısından en güçlü ve manyetik alan sıkılığı açısından en yoğun olanı AlNiCo 5′tir. Aslında bu mıknatıs da kendi içinde ikiye ayrılır, Isotropic ve Anisotropic şeklinde. Oriented diye de bilinen Anisotropic AlNiCo 5 döküm sonrasında sıcakken (Curie derecesinin üzerine taşınmışken) manyetik alana maruz kalarak soğutulur. Bunun yanında diğer “unoriented” olarak da bilinen Isotropic mıknatıslar ise bir elekro manyetik alana maruz kalmadan üretilmektedir. Dolayısı ile onların kutupları sonradan belirlenebilir, bundan dolayı da zaten isimleri unoriented. Oriented olanlar daha güçlü ve daha yoğun manyetik alan yaratır. Bunların gitardan çıkan tonlara etkisinin nasıl olduğu hakkında bahsetmeden önce, bu işi kısa geçeceğimi belirtmek isterim. Zira detaylara girdiğimizde bütün bu makale manyetik alanlar hakkında olabilir. Daha fazla detaylar için sizleri GitarPedal.net forumumuza davet edelim. Aradaki farklar şu şekildedir: Alnico derecesi arttıkça manyetik alan güçlenir ve bir istisna hariç manyetik alan yoğunlaşır. (Bu istisna ki dediğim gibi detaylara girmiyorum, AlNiCo 2 ve 3 arasındaki fark ile alakalıdır, AlNiCo 3 daha güçlü ama daha az yoğun bir manyetik alan yaratır AlNiCo 2′ye göre.) Bu da ortaya çıkan tonda şu etkiyi yaratır: AlNiCo derecesi arttıkça çıkış artar, ve manyetik alan yoğunlaştıkça da frekanslardaki ayrım daha keskinleşir ve daha belirli olur. Kısacası daha keskin baslar ve tizler ve bunun yanında da daha ayrık midler. Dolayısı ile AlNiCo 5 ile 2′ye göre (ki en çok kullanılan bu ikisidir ve diğerleri ara değerler olarak görülebilir) baslar çok daha sıkı, tizler çok daha keskin ve belirgin, midler daha ayrık (yani AlNiCo 2′deki lower mid ve upper mid birlikteliği yerine, ortaya V eq denilecek kadar upper mid ve lower mid ayrımı çıkar), ve daha yüksek çıkışlı bir ton ortaya çıkar. Bu manada ton daha bir “stratlaşır”. Bunu netlik olarak gören her ne kadar bol olsa da, ben tam hemfikir değilim. Zira koyu ve derin ama yuvarlak netlik de var, ve açıkçası çok güzel. Ki bu da AlNiCo 2 mıknatısının gücünün kaybettirilmesi ile (degauss denilen operasyon sonucunda) ortaya çıkmaktadır. Duncan Custom Shop’ta Antiquity sap HB’larda bunu kullanmaktadır ve açıkçası benim ile beraber bunun seveni de çoktur. Ve yine belirteyim, bir manyetiğin Gauss değerinin ayarlanması ile ortaya ton açısından değişik yaklaşımlar da çıkar. (Alttaki fotoğrafta manyetiklerde kullanılan bir mıknatısı ve devamında da bu mıknatısın S. Duncan ve MJ tarafından degauss işlemi yapılırkenki halini göreceksiniz.) Ki bu detaylara yine dediğim gibi bu yazıda girmiyorum, fakat işin bu boyutunun da manyetik tasarımında ve üretiminde etkili olduğunu belirtmek istiyorum. Yani bir oriented AlNiCo 5 mıknatısı alıp, Gauss derecesini düşürüp AlNiCo 2 seviyesine getirebiliriz. Bu durumda çıkış aynı olacaktır ama aradaki fark frekanslarda / ekolayzırda olacaktır. Sıkı ve daha bas tiz bol presencelı bir tonu, AlNiCo 2 çıkış seviyesinde alabileceğiz. İşin ne derin seviyelere gittiğini anlamak için bunları öğrenmek güzel oluyor.

 

8-olcum 7-vintage

 

Bu arada yeri gelmişken hemen belirteyim, bütün bu yazdığım unsurların bir çoğunu 1984 yıllarında Eddie Van Halen bilmekteydi. Yani “ne bunlar kardeşim” demeyiniz. Çok ciddi şekilde tonunuza gerekli müdahaleler için gerekli bilgiler olarak karşımıza çıkabilir. Zira elinizde sapta tonunu çok boğuk bulduğunuz bir Gibson 490R isimli manyetiğin tonunu, içindeki AlNiCo 2 mıknatısı bir adet AlNiCo 4 ile değiştirerek düzeltebilirsiniz. Veya basları çok güçlü olan bir Duncan 59′un tonunu bas haricinde hiç bozmadan, sadece baslarındaki fazla gücü, degauss edilmiş bir AlNiCo 5 ile veya normal bir AlNiCo 4 ile “düzeltebilirsiniz” (ki çok sevdiğim bu sonuçlar gayet yakın olmaktadır, şahsi tecrübemden söyleyebilirim) . Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Elbette her gülün, dikeni var. Buradaki diken de bilgidir, biraz oturup çalışmak ve de bu işi öğrenmek, devamında deneyerek sonuçlara kafa patlamak ve üzerine düşünmek gerekmektedir.

9-olcumler

 

Üzerinden geçmem gereken en son unsur ise, “overwound” kısmının “wound” kısmı ile alakalıdır. PAF’ların sarımlarını kısaca ve hızlıca anlatmam gerekmektedir. Bu manyetiklerde Seth Lover AWG (American Wire Gauge) isimli ölçülerde #42 numara “plain enamel” (sanırım emaye olarak tercüme etmek yanlış olmayacaktır, gerçi hala emin olamıyorum) isimli malzeme ile kaplı bakır bobin teli kullanmıştır. Her bobin köprüde 4.25K (kilo ohm) kadar olup, sapta ise 3.75K gibi değerlerde bulunur. Seri bağlandıklarında, köprüde 8.5K ve sapta 7.5K gibi değerlerle karşımıza çıkarlar. Bobin telinin daha fazla kullanılması ile ortaya çıkan ton ve çıkış seviyesi farklılaşır. Daha fazla sarım olduğunda (overwound olduğunda) çıkış artacak, ama netlik (ki resonant peak denilen derece bu konuda iyi bir göstergedir) azalacak, ve ekolayzır olarak daha midli tonlar çıkacaktır. Dolayısı ile 8.5K bir köprü manyetiği ile 9.5K bir köprü manyetiği arasındaki fark çıkışın daha fazla olması ve daha midli ama daha az net bir ton çıkmasıdır. Son bir detay olarak da belirtmem gereken nokta şudur ki, bu daha fazla sarım olayı köprüde kullanım açısından güzel olanaklar sağlasa da, sapta genelde çok tutulan bir unsur değildir. Zira saptaki netlik kaybolabilmekte, ve ortaya çamurlu bulamaç tonlar çıkabilmektedir. Kaldı ki bir PAF manyetiğine zaten maksimum 10K AWG#42 (normal gerginlikle, zira gerginlik artarsa rezistans da artar) kadar sarım yapılabilmektedir. Kısacası “overwound” işinin son noktası 10K’dır.

10-seymour-duncan-evh-

 

Bu aşamada rezistans değerleri açısından gelende yapılan bir hatayı sizlerle paylaşmak isterim ki bazılarınızın son paragraf sonrasında bunu dediğini duyar gibi oldum bile… Duncan JB mesela, 18K. Custom, 15K. DiMarzio ToneZone 15K. Rio Grande BBQ 12K. Nasıl oluyor? Buradaki hata, sarımda kullanılan teli aynı kabul etmektir. Hatadır, zira bu manyetiklerde kullanılan bobin teli ile, PAF’larda kullanılan bobin teli aynı değildir. 10K #42 tel ile maksimum derecedir. Bundan daha fazlasını görürseniz biliniz ki bobin teli daha ince olan #43 veya hatta Duncan JB’de (Distortion’da ve Invader’da) olduğu gibi #44′dür. Zira tel kalınlığı ne kadar azalırsa, rezistans o kadar artar. Mesela elimde Duncan Custom Shop üretimi BG1400 isimli Billy Gibbons için özel üretim bir Telecaster köprü manyetiği var. 29.5K! 5 10 falan değil… Ki ama at nalı kadar değil, gayet gayet tele köprü manyetiği ebadında. Dolayısı ile bobin teli olarak herhalde ipek kadar ince tel kullanılmış olması lazımdır.

 

11-BROBUCKER

 

Toparlamak gerekirse PAF köprü manyetiklerinde istediğimiz sonuca ulaşmanın bir çok yöntemi vardır. Çıkışı artırmak, midleri artırmak, basları keskinleştirmek veya yumuşaklaştırmak, tizleri artırmak, tizleri keskinleştirmek veya yumuşaklaştırmak… Bunları yukarıda bahsettiğim 3 unsur ile oynayarak yapabiliriz. (1) Bobinlerin ne kadar sarımlı olduğu, üzerinlerindeki AWG #42 bobin telinin kaç tur sarılmış olduğu veya toplam rezistansının kaç olduğu; (2) Mıknatıslarının AlNiCo dereceleri; (3) Mıknatıslarının ne kadar “dolu” olduğu, yani Gauss dereceleri. Bu 3 unsur ile oynayarak, tonumuzu şekillendirebilir, “overwound” PAF konusunda doğru şekilde nokta atışı yapmamızı sağlayacak bilgileri toparlayabiliriz.

Kaldı ki, manyetik tasarımcısının elinin altında olan bir unsur daha var. O da, bobinlerin ne kadar sarımlı olduğu ile alakalı. Şu ana kadar orjinal PAF’larda olduğu gibi iki bobindeki sarımın nerdeyse eşit olduğunu kabul ettim. Aslında öyle olmak zorunda değil, hatta eski PAF’ların bazılarında epey farklar var. Bu bobinlerin sarım dereceleri farklı olursa, HBların ortaya koyduğu ton daha netleşmekte. Kısacası toplamda 9K olan bir HB’ı yapmanın iki yolu var, diğer unsurları sabit tutarak. Birincisi 4.5K’lık iki bobin kullanmak ki yukarıda yazdığım yazıda temel bu idi. Diğeri ise 5K ve 4K’lık iki bobin kullanmak. Bu durumda ton ciddi şekilde değişecektir. Hatta 5K’nın çivili (ve daha güçlü) bobinde mi olduğu, veya daha güçsüz vidalı bobinde mi olduğu önem kazanacaktır. Ve ortaya ciddi ton farkları çıkartacaktır.

12-manyetk

Yazının abartı şekilde uzun olmaması için burada kesiyorum zira bu ayki yazımda alakalı değerlendirme unsurlarını sizlere tanıtmakla yetiniyorum. Gelecek ayki yazımda, bu unsurları kullanarak bir çok “overwound” PAF modeli üzerinden geçeceğim. Duncan 78 (veya nam-ı diğer EVH), Brobucker, PATB-3, Screaming Demon, S-Deco, … Gibson Burstbucker #3, Gibson 57 Hot, Gibson 496R, Tom Holmes, Peter Florance, DiMarzio V-PAF hot, Rio Grande Texas ve BBQ, ve daha niceleri… Bunlardan sonra, bağlantılı olarak #43 bobin teli ile sarılmış olan Custom, Custom Custom, Custom 5, Gibson 498T, Gibson 500T, DiMarzio ToneZone ve diğerleri olduğu gibi, daha da ince telle sarılmış olan Duncan JB, Invader, ve Distortion gibi manyetiklere de bu bağlamda değineceğim.

Not: 2. bölümü de yayınladım. Buradan ulaşabilirsiniz.

Sevgi ve saygılarımla,

Dr. M. Barlo

İstanbul, 11 2013

Kaynakça:

http://www.gitarpedal.net/

http://www.seymourduncan.com/forum/

http://www.addiction-fx.com

Tarih: & Kategori: Müzisyenler.

yazi-rory-1

Bu yazımda sizlere Rory Gallagher’ın ekipmanlarını tanıtmaya çalışacağım. Ama buna başlamadan önce, Rory Gallagher hakkında bir iki kelam etmenin de doğru olacağını düşünüyorum. Kendisi Stratocaster çalan gitarcılar arasında, her ne kadar memleketimizde çok bilinmiyor olsa da, en önde gelen isimlerden birisidir. Jimi Hendrix, Stevie Ray Vaughan, veya Eric Clapton gibi isimler kadar bu alete mal olmuş, şahsına münhasır bir blues müziği icracısıdır. Müziğini özellikle çok sevdiğimi belirtmek ister, tanımayanlara ilk (ve kendi isimli albümünden) “I fall apart” isimli şarkıyı dinlemelerini tavsiye ederim.

Kesinlikle belirtilmesi gereken bir özelliği Rory’nin canlı performans konusunda meslektaşları arasında çok ilerde bir yere sahip olduğudur. Yıl içinde verdiği konser sayısı çok dikkate şayan seviyelerde olurmuş. Canlı albümlerinden olan Irish Tour ’74 gelmiş geçmiş en iyi canlı albümlerden birisi olarak gösterilir. Kısacası çok bol canlı çalan bir gitarcıdan bahsediyoruz.

yazi-rory-2

 

Tabi birden fazla gitar kullanmış olsa da, asıl gitarı uzun yıllar boyunca ona mal olan bir Fender Stratocaster’dır. Kasım 1961 yılı üretimi olan bu gitarın hikayesine geçmeden önce (ilginç olacağını garanti ediyorum) hızlıca özelliklerinden ve diğer ekipmanlardan bahsedeyim. Bu gitar temel olarak kızılağaç gövdeli, gülağacı tuşeli (elbette akçaağaç saplı) bir Fender Stratocaster. Ciddi canlı çalımı dolayısı ile yıllar içinde çok yıpranıyor, ve selülozik cilası nerdeyse tamamen dökülüyor. Orjinal olarak “3 color sunburst” denilen renktedir. Sapı gayet düz, yani sap çapı gayet geniş olarak bilinir. Belki zamanla refret işinden dolayı bu oldu ama Rory anlaşılan biraz daha düz sapları sevmekte. Ve bir diğer unsur da fretleri Gibson gibi tercih etmesi, yani medium jumbo. Önemli bir değişiklik manyetiklerde. Orjinal manyetikleri değil. Daha sonra bir daha sarılmış manyetikler. Altta, yazımın sonlarına doğru, bu konuya biraz daha fazla değineceğim. Vibrato kolu kırılmış içinde kalmış. Ama bir tahta ile zaten köprüyü de Rory sabitlemiş halde. Ve iki ton devresi yerine, gitarı tek (master) ton devre yapısına taşımış durumda. Bunların dışında üzerinde minik değişiklikler var, burgularında mesela. İşin orasına girmenin bence çok alemi yok.

 

yazi-rory3

Amplifikatörlere gelelim…

yazi-rory-4

Bu gitarın yanında kullandığı amplifikatör ve efektler tarihsel sırada önce Vox AC30 üzerine Dallas Rangemaster, ve sonrasında (1954) Fender Tweed Twin ve (1954) Tweed Bassman ve (1961) Brown Fender Concert. Dikkat edeceğiniz üzere hepsi kombo amplifikatörler. Marshall veya HiWatt gibi büyük “stack” kolonları olan amplifikatörleri kullanmıyor Rory. Daha minik, daha az güçlü komboları kullanmakta. Ama bunun yanında güç lazım olduğunda bunları beraberce de kullanmakta. Pedal olarak da Fender’e geçtikten sonra Ibanez Tubescreamer ve MXR Phaser ve Boss’tan oktav ve flanger kullanmış vaziyette.

 

yazi-rolly-galleger-5

Gitarın hikayesine ve detaylara girmeden bu amfiler hakkında bir kaç kelam etmenin yararlı olacağını düşünüyorum. Bu amplifikatörlerin hepsinin ortak özelliği, güç lambalarındaki kırılmadan tonun ortaya çıkması. Kısacası Rory, Blackface amplifikatörlerdeki gibi veya HiWatt gibi çok güçlü ama temiz kalan lambalı amplifikatörleri kullanmıyor. Vox AC30 ve Dallas Rangemaster Treble boost ve sonrasında Tweed ve Brown Fender’ler üzerine Tubescreamer. Şu anda belki de dünyada en çok kullanılan gitar amfi ve pedal dizilimi olan bu düzene gitar camiasında bu bağlamda ilk geçenlerden birisi Rory Gallagher. Elbette Tubescreamerlar daha önce icat olmadığı için doğal bir avantajı var ama aynı senelerde kendi sesini ortaya koyan diğer gitarcılar tam onun gibi bir yaklaşım sergilemiyorlar. Mesela Clapton o senelerde (70′lerin başlarında) Tweed amfiler üzerine Stratocasterlar ile yoğunlaşırken (Derek and the Dominoes Layla zamanı ki bu amplifikatörlerin custom shopta klonlarını Clapton signature serisi olarak Fender yaptı, bir adet Fender Twin de buna dahil olmak üzere), Tubescreamer kullanımı yerine, daha minik daha güçsüz (ve çabuk kırılan) amfileri tercih ediyor (Fender Twin haricinde). Bunun yanında Hendrix ise zaten Marshall JTM45/100 üzerine FuzzFace fuzz şeklinde bir yaklaşım sergilediğinden, o da farklı. Rory’i takip eden zamanlarda bir diğer has stratçı Tommy Bolin Sam Ash Fuzz Boxx ile HiWatt amfi kullanıyor, yine çok temiz ve güçlü bir amfi. Sadece Ritchie Blackmore bu konuda Rory Gallagher’a yakın, Stratocaster üzerine Vox AC30 olarak. Gerçi sonradan o Vox AC30 preamp devresi barındıran çok güçlü bir Marshall yaptırtıyor kendine, 200 Watt Marshall Major! Her ne kadar Deep Purple’ın ilk başlarında Blackmore bir adet Gibson ES335 kullanmış olsa da, yine de yaklaşık aynı yıllarda Rory ile kullandıkları formül açısından uzak değillerdir. Ama yine de Rory Gallagher’ın Vox AC30 üzerine Dallas Rangemaster ve sonrasında Tweed ve Brown Fender’ler üzerine tubescreamer şeklindeki yaklaşımı, bana gayet orjinal olarak gelmektedir.

 

(ES335 ile kariyerinin erken yıllarındaki Ritchie Blackmore)

(ES335 ile kariyerinin erken yıllarındaki Ritchie Blackmore)

Rory’nin gitarına gelelim. Rivayete göre, ki gayet de sağlam bir söylem olduğunu belirtmek isterim, Rory’nin Stratocaster’ı 1960′ların başında gayet iktisadi zorluklar yaşayan Irlanda’daki ilk Stratocaster’dır. Kendine kırmızı bir Stratocaster sipariş eden diğer bir müşteri için getirtilmiş, ama rengi 3 color sunburst olunca siparişi veren tarafından kabul edilmemiş ve satışa sunulmuş bir gitardır. Gitarı da, rivayet odur ki, epey zorluklarla Rory Gallagher borç harç almış. Hatta bu gitar bana hem ritm hem de lead çaldırır onun için ikinci gitarcıya gerek yok, ve artan para ile de gitarın borcunu öderim demiştir. Gerçi hem ritm hem de lead fark gözetmeden çalma konusunda, power trio unsurları hakkında dünyaya gerçekten ders vermiştir… Orasını da burada belirtmek yerinde olur. Bu gitarı uzun yıllar boyunca bıkmadan usanmadan çalmıştır. Stüdyoda kullandığı başka bir Stratocaster olsa da, asıl gitarı bu ve bir de slide çaldığı bir Telecaster’dır.

 

yazi-rory-7

Bu gitarın manyetiklerine girmeden önce, onun hakkındaki bir hırsızlık hikayesini anlatmak iyi olacak. 1967′de Dublin’de turne minibüsünden Rory’nin hem bu Stratocaster’ı hem de arkadaşının ona ödünç verdiği slide gitar olarak kullandığı Telecaster’ı çalınmıştır. Bu elbette Rory’i çok kötü etkilemiş. Lakin bir şekilde (sanırım o senelerde Irlanda’da bolca Stratocaster olmamasının da yardımı ile) bu olay polisiye olaylar ile alakalı Gardia Patron isimli bir “reality show” T.V. programına taşınmış ve de orada gitarın fotoğrafı izleyicilerle paylaşılmıştır. Tek T.V. kanallı yıllarını yaşayan Irlanda’da, böylelikle herkes bu fotoğrafı görmüştür. Hırsız veya hırsızlar da gitarı bir çukura bırakmışlar ve sonrasında da polis gitarı bulmuştur. Gerçi aynı hırsızlık sırasında çalınan Telecaster bulunamamıştır, ki bir Tele sever olarak bunu şiddetle belirtme ihtiyacı duydum. Nemli ve içi yağmur suyu da barındıran bu çukurda, Rory’nin Fender Stratocaster’ı bir süre (belki 1 hatta 2 hafta, neyse bulunana kadar) kalmıştır. Fakat bazı boya dökülmeleri haricinde ciddi zarar görmemiştir (ki buna manyetikler de dahildir, zira alttaki bilgileri okuyunca bu unsuru hatırlamanızı rica edeceğim). Ve gitar bulununca çok sevinen Rory, kardeşinin dediği kadarı ile gitarı hiç bir zaman satmayacağını ve hiç bir zaman da boyatmayacağını söyler. Nitekim gitar Rory’nin ölümünden sonra kardeşi tarafından emekliye sevkedilmiştir, sadece arada 2011′de bir geceliğine gitar bir daha işbaşı yapmış ve Joe Bonamassa’nın Londra Hammersmith Apollo konserinde ilk şarkıda kullanılmıştır.

Yıllar boyunca çok ciddi kullanımdan dolayı, gitarın sapı yay şeklini alır. Zira daha sonraki yıllarda (yukardaki hırsızlık ile alakalı değil) gitar nemli ortamlarda da bulunduğundan, sap ciddi zarar görür. Gerçi sap çıkartılır ve yerine geçici olarak başka sap kullanılır. Ve bu arada sap kuruyup düzgün haline geri gelir. Gayet minimal bir bozukluk ile, tabanına yakın bir bombe ile. Ki zaten (.010, .012, .015, .026,. 032, 0.40) telleri gayet yüksek ayarlayan Rory için bu pek problem olmaz.

yazi-rory-8

Zamanla, 1974 sonrasında Rory’nin Stratocaster’ındaki manyetikler bozulmuştur. Tam ne zaman olduğu bilinmiyor ama bunun sonrasında orta ve sapa 1974 yılında üretilmiş bir Stratocaster’dan manyetikler takıldığına göre, 1974 yılı sonrasında bu olayın olmuş olması lazımdır. Rory’nin Strat’ı 1961 üretimi olduğu için, bu gitarın üzerindeki manyetikler Formwar kaplamalı AWG#42 bobin teli ile takribi olarak 6.20K derecesinde sarılmış manyetiklerdir ve içlerinde alnico 5 mıknatıslar barındırmaktalar. Devamında Rory’nin bazı mülakatlarında bahsettiği ve kardeşinin söylediği kadarı ile köprü manyetiğini Rory’nin elektronik işlerine bakan Kent Armstrong’un bir daha sardığıdır (bu arada gitar işlerini ise Chris Eccleshall halletmektedir). Bu manyetik setini de (eğer meraklı iseniz; yani köprüde Kent Armstrong’un bir daha sardığı “custom” yüksek çıkışlı manyetik ve de orta ve sapta 1974 Stratocaster’dan çıkma olan manyetikler, yani Rory’nin ölümünden önce en son kullandığı şekli ile olan manyetikler) şu anda Kent Armstrong’dan satın alabilirsiniz. Denememiş olduğum için sizlere bunlar hakkında çok yorum yapamıyorum.

 

yazi-rory-9

(Bu fotoğraftaki gri tabanlı olan manyetikler 1974 Stratocaster’dan çıkma manyetiklerdir.)

Bunun yanında Rory’nin dikkat çeken epey bir çok kaydı, bu manyetik değişimi öncesinde yapılmıştır. Yani, Rory Taste isimli grupta çalmaya başladığında (ve John Lennon dahil olmak üzere bir çok insanın dikkatini çektiğinde) ve sonrasında da Irish Tour 74 isimli albüme kadar kendine ciddi bir isim yaptığında hep bu eski manyetiklerini kullanmaktadır. Bunu belirtmekte fayda var. Günümüzde bu açıdan Rory’nin “orjinal” manyetiklerine yakın manyetikler üreten bir firma BareKnuckles denen şirket, ki iddialarına göre bu manyetiklerin ciddi kopyalarını üretmektedirler. Benim şu ana kadar gözlemim, her ne kadar kendim bu manyetikleri denememiş olsam da, bu firmanın bu konuda iyi bir nama sahip olduğu. Ve dolayısı ile, her ne kadar pahalı olsa da, yabana atılmayacak bir klon ürettileri. Bu manyetikler Plain Enamel kaplı (Formwar değil ki bunu mesela ben anlamadım zira orjinalleri Formwar ve farkı merak ederseniz sizi forumumuza, GitarPedal.net‘e davet edelim) sap ve ortada 6.30K’lık manyetikler, köprüde ise 7.40K. Köprüdeki derece orjinal ile pek alakalı değildir.

Neyse, detaylara sizi boğmadan benim sizlere olan tavsiyemi burada paylaşayım: Amplifikatörü tutturduktan sonra manyetik bence ikincil olmakta. Hani işin o tarafını ve treblebooster’ı da NOS bir Germanium transistör ile halledebilirseniz,  o zaman manyetik konusunda (bence) Lindy Fralin Blues Special’lar çok iyi olacaktır. 6.20K olan ve Formwar kaplama ve alnico 5 sahibi mıknatısları olan bu manyetikler bence bu tonu çok rahat kotaracaktır. Bu arada sene olarak da bu gitar ile Stevie Ray Vaughan’ın hem Red’i hem de Scotch’u nerdeyse aynı (number 1 değil ama). Dolayısı ile manyetikleri de nerdeyse aynı. Ve 6.20K SRV manyetikleri işinden hiç mi hiç farklı değil aslında Rory için yapılacak bir manyetik arayışı. Onun için Lindy Fralin Blues Special’lar gibi Van Zandt Vintage +’lar da bu iş için gayet uygundurlar.

En son olarak bahsetmek istediğim unsur ise Fender firmasının Rory Gallagher’ın Stratocaster’ını custom shop’ta klonlamasıdır. Ortaya çok güzel bir gitar çıkmıştır. Bu önemli ve şahsına münhasır gitara ve gitarcıya ve genel olarak da müzik camiasına güzel bir hediye olmuştur. Fender Custom Shop Rory Gallagher Tribute Stratocaster isim ile üretilen bu gitarın satış fiyatı gayet yüksekti, lakin orjinali ile yanyana konduğunda bile ayırmak bir o kadar da zor oluyor.

yazi-rory-10

Bu fotoğrafta soldaki gerçek olanı, sağdaki ise John Cruz tarafından yapılan Rory Gallagher Tribute Strat. Özellikleri orjinaline gayet yakın, 9.5 inch sap çapı (7.25 inch değil) ve medium jumbo fretler. Diğer unsurlar da gayet gayet orjinaline sadık. Lakin devresinde 3 yollu switch ve de master tone yerine standart şekilde ayrı orta ve sap ton ayarları var. Malum orjinalinde 5 yollu switch var (Rory onunla değiştiriyor) ve de sadece tek bir master tone ayarı kullanmakta.

 

Biraz da fotoğraflar konuşssun

 

rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_17 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_16 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_15 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_14 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_13 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_12 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_11 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_10 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_9 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_8 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_7 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_6 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_5 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_4 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_3 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_2 rory_gallagher-gitarlari-ekiplanlari_1

 

 

Sevgi ve saygılarımla,

Dr. M. Barlo

İstanbul, 10 2013

Kaynakça:

http://www.gitarpedal.net/

http://www.seymourduncan.com/forum/

http://www.kentarmstrong.com/

https://bareknucklepickups.co.uk/main/

http://www.fralinpickups.com

http://www.musicradar.com/

http://www.rory.de

http://www.rorygallagher.com

http://jasobrecht.com/rory-gallagher-the-1991-interview/

Tarih: & Kategori: booster pedalları, drive pedalları.

tc spark pedalBu yazıda TC Electronic Spark Booster & Overdrive pedalı hakkında düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle belirtilmesi gereken önemli bir unsur, pedalın daha kutusundan çıkar çıkmaz çok kaliteli bir pedal olduğunun gayet net bir şekilde belli olmasıdır. Üzerinde 4 adet potansiyometre var, GAIN – LEVEL – BASS – TREBLE; ve bir adet de mini toggle switch FAT – CLEAN – MID. Hemen belirtmek gerekir ki bu ayarların her birisi çok etkili ve bu da incelemedeki pedala çok ciddi bir yelpaze sunmaktadır. Pedalın temel özelliklerine devam etmek gerekirse, bu pedal 16mA değerinde bir güç çekmekte ki bu da pil ile kullanımda (kablolarını unutmadan çıkarttığınız sürece) ciddi uzun bir süre demektir. 26dB gibi ciddi bir çıkış itekleme gücüne sahip olan bu pedal, özellikle lambalı amplifikatörler ile kullanıldığında ortaya çok verimli sonuçlar çıkartmaktadır.

Diğer TC pedallarda olduğu gibi, tabanında büyük bir vida vardır, ve pil değiştirmek oradan mümkün oluyor. Daha önce Flashback hakkında yazarken değindiğim Velcro (cırt cırt) yapıştırma alanının az olması, bunda da bir dert, ama çok da ciddi bir dert değildir. Bundan başka da bu pedal ile alakalı eksi bir yön, bence, yoktur.

Pedalın sesine gelince… Öncelikle belirtmem gerekir ki bu pedalın üzerideki bass ve tiz ayarı çok etkili. Bass ayarında özellikle, tonun boğulma problemi (tecrübeden söylemem gerekir ki) beni bu pedalı denemeden önce korkutmakta idi. Bu ciddi ciddi çok iyi pedallarda bile ortaya çıkan bir problemdir. Örnek olarak PaulC Timmy isimli pedalı verebilir. Her ne kadar çok ama çok seviyor olsam da, Timmy’de bass ayarını fazla kaçırırsanız, tonun hepsini boğmaya başlar. Ki bu da malum hoş değil. TC Electronic Spark Booster & Overdrive pedalında bass ayarı çok etkili olmakla beraber, bu problem yok. Özellikle mini toggle switch “clean” ayardayken bass hem doyurucu hem de keskin. Ve de boğulmuyor, çamurlaşmıyor. Bunun yanında tizler de kulak yırtıcı olmadan, gerekli keskinliği verebilmekte. Toggle switchten mid ve fat ayarı ile yuvarlaklaşıyorlar, ama ne olursa olsun özellikle sahnede yüksek ses seviyelerinde miksin içinden sıyrılmak için gerekli olacak olan keskinliği verebilmektedir.

 

tc spark boost pedak

 

 

Bu pedalda mini toggle switch’in her üç ayarında da (fat – mid – clean), gain düşük tutulup volume yüksek ayarlandığında, lambalı amplifikatörlerle kullanımda dört dörtlük bir sonuç alınmaktadır. Zevk renk olacak biraz ama bu konuda en çok sevdiğim ayar clean ayarında oldu. Bu durumda gain düşük ve volume orta karar ayarlarda tonu hiç mi hiç değiştirmediğini söyleyebilirim. Ki bu çok iyi bir şey. Ve unutmayın ki hiç volume artırımı olmadan, bu durumda tonun üzerine bas ve tiz ekleyebiliyorsunuz… “Spark” sanırım bu. Elbette, volume verdiğinizde, lambalı amplifikatörünüzün performansı devreye girecektir ve alakalı ekolayzır ayarları ile tam istediğiniz “clean boost” işini yapacaktır.

 

Clean boost olma konusunda, açık konuşayım, TC Electronic Spark Booster & Overdrive pedalını şahsen tasarımına bazı katkılardan bulunmuş olduğum Alen Geeree Serene Boost isimli pedaldan da, PaulC Timmy’nin clean boost olarak takıldığı şekilden de, Xotic RC clean boost pedalından da daha çok sevdim. Ve fiyat olarak da yanlış bilmiyorsam cidden onlardan daha ucuz bir pedal. Fiyatına bakıp aldanmamak lazım. “Spark” konusunda ama daha önce denediğim pedallar arasında Durham Sex Drive denilen pedalı atlamam lazım. Sanırım o bundan daha iyi.

 

Bu arada yeri gelmişken şunu belirteyim ki “clean boost” olarak kullanmak isterseniz, bu pedal üzerindeki çok güçlü ve etkili bass ve tiz ayarları ile clean boost işinin 3 cins kullanımını da çok iyi şekilde yerine getirecektir. Bunlardan ilki, lambalı amplifikatörleri, tonun üzerine güç lambalarının kırılmasından/satürasyonundan başka artı bir kompresyon katmadan, drive’a sokmaktır. Bu konuda benim Fender Blues Jr. ile çok ama çok iyi anlaştığını söyleyebilirim. Bu arada bu olurken ses yükseldiğinden dolayı, basta ve tizlerde oynama gerekebilir (zira yüzde yüz bir gerçek clean boost, tonun ses seviyesi ile de belirlenmesinden dolayı, “şeffaf” olmayabilir; çünkü ses seviyesi yükseldiği zaman tonu takribi olarak aynı tutmak için bas ve tiz seviyelerinde oynama yapmak elzemdir). Bu konuda bu pedalın üzerindeki bas ve tiz ayarlarının etkili olması çok etkin bir kullanım sunmaktadır. Treble boost gibi davranabilirken, satürasyona uğraşmış tonu bas tiz ayarı ile “Marshallvâri” bir hale de getirebiliyor… Cidden çok etkili. Ikinci clean boost kullanım alanı olan sinyalin zayıflamamasını sağlamakta da, net ve güçlü olabildiğinden çok etkili. Malum bol modulasyon effectleri ve delay tipi kullanımlarda, ton ister istemez zayıflayabilmekte. Bu durumda, sinyalin önüne bu pedal konulduğunda, hem çok sağlam bir buffer oluyor, hem de gerekirse çıkışın artırılmasına yarıyor. Üçüncü clean boost kullanımı olan sesin kırılmadan artırılması konusunda da yukarıdaki değerlendirmemden net bir şekilde anlaşılacağı üzere, çok iyi sonuçlar verdiğine inanıyorum. Dolayısı ile transistörlü amplifikatörler ile de, veya Fender Blackface (Twin) gibi net kalan yüksek headroomlu lambalı amplifikatörlerle de çok etkin bir kullanım verebilmektedir.

 

Gelelim, FAT ayarına. Bu durumda bas tiz ayarını kullanınca, TC Electronic Spark Booster & Overdrive pedalı şaka maka çok sevdiğim Xotic BB Preamp (Andy Timmons versiyon) ile bile aşık attı. Xotic’te kompresyon biraz daha akıcı gibi ama aradaki farklar belli olsa da öyle çok fazla değil. Sahnede falan bence hiç belli olmaz. Bas tiz yine çok etkili, ve de gain ayarını artırınca gayet gayet driveli bir pedal olmakta. Tabi bunu “high gain” olarak düşünmeyin, “low to medium” lafı (yani düşük ve orta seviyeli kazanç) bence uygun olanı. Bunu özellikle belirtmek istiyorum zira bu pedaldan bu yazıyı okuduktan sonra (amfinizi temiz bir tonda tutuyorsanız) yüksek gain beklemeyiniz. Ama, lambalı amplifikatör satürasyona yakın bölgede ise, 26dB artı üzerine de fat ve kompresyonlu gain gelince… Epey yüksek gain seviyelerine ulaşabilmekte, bunu da belirtmekte fayda vardır.

 

Mini toggle switchteki son ayar MID adındaki ayar. Doğruya doğru, bu pedaldaki en az sevdiğim ayar oldu. Zira bu durumda aygıt kendini Tubescreamer (TS) zannetme yolunda ilerlemekte. Muhtemelen, şahsen bir TS delisi olduğumdan ve elimde bir çok bu cinsten pedal bulunduğundan ve denemiş olduğumdan, bu pedalın MID ayarını çok sevmedim. Bas ve tiz ayarı yine etkili. Volume de gain de. Ama TSlerdeki mid tümseği bunda bana çok doğru gelmedi. Hani bu aygıtı sadece TS olarak düşünüyorsanız, bence başka pedallara (misal Voodoo Lab Sparkle Drive Mod, misal Barber B-Custom Cool, misal MJM Phantom Drive, misal Lovepedal Eternity) bakmakta fayda var derim. Fakat bunun yanında Boss SD1 veya Ibanez TS9 yeni üretim gibi pedallardan daha iyi. Net bir şekilde daha iyi. Daha net. Bas tiz imkanı var. Volume çıkışı daha yüksek. Daha ne… Fakat elde PaulC Timmy gibi canavar bir net ve çok sağlam Tubescreamer tabanlı bir overdrive pedalına göre değerlendirince, TC Electronic Spark Booster & Overdrive pedalının mid tarafı açıkçası geride kalmakta.

 

Son olarak TC Electronic Spark Booster & Overdrive pedalının T.C. ithalatçısı ve forumumuzun (www.gitarpedal.net) sponsorlarından olan Compel Müzik tarafından, bana değerlendirme için yollanan bu pedal hakkında düşüncelerimi özetlemek isterim. Güzel bir pedal. Lambalı amplifikatörünüzü yüksek ses seviyelerinde kırarak kullanabiliyorsanız, çok geniş bir yelpaze sunmakta. Temel clean boost işleri açısından dört dörtlük… Spark (yani tonu bozmadan bas tiz ekleyip tona “canlılık” katma) konusunda hiç fena değil, ama ondan büyük Durham Sex Drive var. Bence, Xotic RC’den iyi hem clean boosterlık tarafında, hem de bu spark tarafında… Overdrive olarak, gayet yetili. Ve uygun fiyata. Kısacası benim tek kanallı lambalı amplifikatör kullanıcılarına, clean boost arayan arkadaşlara direkt tavsiye edeceğim bir pedal olurdu. Overdrive olarak belki en önde değil, ama piyasada bol bulunan bildik markalara göre daha önde. Lakin bulunması daha zor olan bazı özelleşmiş ve kendine yer edinmiş overdrive pedallarına göre ise geride.

 

3 kayıt ekipman

 

Altta, bu pedal için çektiğim naçizane bir demo videosu vardır. Ki bu videoda PaulC Timmy ve Xotic BB Preamp isimli pedalları alakalı karşılaştırmalarda referans olsunlar diye de kullandım. Gitar, 1990 Fender Amerikan Standard Stratocaster ve de ampflikatör de 1998 Fender Blues Jr. Daha fazla detay, alttaki linkte bulunmaktadır.

Umarım bir gün birilerinin işine yarar.

Sevgi ve saygılarımla,

M. Barlo

09.2013, Istanbul

 

Tarih: & Kategori: looper pedalları.

ditto-looper-pedal

TC Electronic Ditto Looper pedalının T.C. ithalatçısı ve forumumuzun (www.gitarpedal.net) sponsorlarından olan Compel Müzik tarafından, bana değerlendirme için yollanan bu pedal hakkında düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için bu yazıyı kaleme almaktayım. Diğer yazıların aksine bu yazıda özeti baştan vereyim: Çok net, basit ve etkin bir looper pedalı!

Bu pedalın tanıtımı için çekmiş olduğum videoyu da paylaşmak doğru olacaktır:

Bu pedalın artı yönleri ile başlayalım. Öncelikle çok net. Bu, pedalın 24bit ses teknolojisi ile işlem yapmasından kaynaklanmakta. Özellikle belirtilmesi gerekir ki, biz gitarcılar için bu bit rakamları zaman zaman kafa karıştırıcı olabiliyor. Dolayısı ile olayı şu şekilde ortaya koymak çok daha iyi olur sanırım: Normal düz ses kartları genelde 16 bit çalışırken, kayıt için kullanılan üst düzey ses kartları ise 24 bit çalışır. Dolayısı ile, bu pedalı kullanıyor olmanız demek, pedal formatında sağlam bir kayıt alıyor olmanız demek…

Bu konu ile alakalı bir diğer aklınıza gelebilecek unsur ise, analog mu digital mi sorusu… Çünkü “16 24 bit? Bunlar digital işler değil mi?” diye aklınıza gelebilir. Bunu da yeri gelmişken cevaplandırayım. Evet, bu digital bir pedal ve bu cümlenin devamında bir ama gelmeyecek. Çünkü TC Electronic digital ses kayıt teknolojileri konusunda cidden en ilerdeki iki üç firmadan bir tanesidir. Yıllar yılı, bu gibi aletleri ancak stüdyolarda rack olarak görebilirdik. Analog aletlerin bile dip gürültüsü açısından belki erişemeyeceği kalitede aletleri üretilerdi. Bu üretimler sırasında kaliteli parçalar kadar, en önemli unsur “ses programcılığı” (ki bu konuda bana detayları anlatan Cemal Öztürk abime, yeri geldi, teşekkürlerimi belirteyim). Bu ses programcılığı da (modülasyon effectlerinde veya delaylerde mesela… tekrarlanan sesin nasıl olması gerektiği ile alakalı olduğunu öngörebilirsiniz) işin aslında kritik ve “öğrenilmiş” tarafı. İşin sırrı kısacası. Ve bu konuyu TC Electronic bilmekte. Ve gitar pedallarına yaptıkları atılım ile, minik minik pedal şeklinde, kaliteli parçalar kullanarak bu bilgiyi biz gitarcıların ayakları altına seriyorlar. Rack yerine, artık pedal olarak ayağımızın altında! Dolayısı ile, TC Electronic pedallarındaki “digital” lafı sizi kesinlikle ürkütmesin. Hatta şöyle söylüyeyim, o kadar chorus denedim… Ve dip gürültüsü olarak en az seviyelerde olan iki tanesi analog bir pedal olan Analogman Chorus, ve bir diğeri de TC Electronic Corona Chorus oldu. O kadar iyi! Ditto da aynı şekilde, sıfır dip gürültüsü ve şıkır şıkır berrak bir sesle işini yerine getirmekte. Bunun altında yatan bilgi de TC Electronic firmasının bu işin sırrını bilmesi ve 24bit olarak bu pedalı kaliteli parçalarla üretmesidir.

Devamında, diğer artı bir yönü basit ve çok etkin olması. Öncelikle bu basitlik tarafı, bence, ciddi bir artı. Tabi aynı unsur, altta göreceksiiz, bazı dezavantajları da (kısıtlı olması açısından) karşımıza getirecek. Neyse, ilk başta artı taraflarını yazmaktayım. Basitliğini size anlatabilmek için, kullanımını biraz dile getirmekte fayda vardır.

Pedal bypass durumdayken, üzerindeki led ışığı yanmamakta. Bir defa footswitch’e basınca, pedal devreye giriyor ve kayıt etmeye başlıyor. Bu durumda led ışığı kırmızı oluyor. Bu konumda loopu çalıyorsunuz ve bittiğinde, footswitch’e bir daha basıyorsunuz. Bu led ışığını yeşil renge getirmekte, ve bu durumda kaydettiğiniz loop pedal tarafından devam ettiriliyor. Aynı hususları tekrarlarsanız, yani footswitch’e bir defa daha basıp, kaydedip, sonra bir defa daha basıp kayıttan çıkarsanız, zaman kaydettiğiniz ilk loopa ekleme yapmış oluyorsunuz. Ayrıca ekleme için yapılan kayıt sırasında ilk loop çalmaya devam etmekte. Bunun yanında, loopun çalarken ses seviyesini, pedalın üzerinde bulunan yegane knob ile ayarlanmaktadır. Looptan çıkmak için, footswitch’e hızlıca iki defa basmak gerek. O zaman pedal bypass’a düşmekte, ve üzerindeki led ışığı sönmektedir. İki defa bastıktan sonra hızlıca yeniden basıp, ayağınızı çekmeden basmaya devam ederseniz, o zaman kaydettiğiniz loop silinmekte. Bütün kullanımı budur.

Kısacası, kullanımı çok basit. Üzerinde tek volume kontrol var, tek knob. “One knob to rule them all” şeklinde TC Electronic sayfasındaki “key phrase” kısacası gayet doğrudur.

Bunun yanında kayıtların 5 dakika kadar uzun bir süre sunuyor olması da, netliği ile bir araya gelince, ortaya çok basit kullanımlı ama etkin bir pedal çıkartıyor.

Artı unsurlarını toparlamak gerekirse: Taktire şayan netliğini, bu işin sırrını bilen TC Electronic’in 24bit ses işleme teknolojisinden alan, basitliği ve etkinliğini de bir tek tuş ile etkin bir şekilde şekillendirilen 5 dakika kayıt imkanına borçlu olan bu pedal, çok detaylı loop işleri ile ilgilenmeyen bütün looper severlerin yakından ilgilenmeleri elzem olan bir pedaldır.

Bu pedalın gelelim eksinlerine.

Ilki fiziksel. Küçük bir pedal olması çok iyi. Ama bunun yanında footswitch ile bol bol haşır neşir olunmasını gerektiren bir alet olduğu da aşikar. Dolayısı ile pedalın sabitlenmesi illa ki gerekli olmakta, zira “kaçabiliyor”. Bu bağlamda altında düz satıh çok fazla değil. TC Electronic diğer pedallarında da bence bu unsura dikkat etmeli. Seri numaraları ve diğer etiketler var, ama düz satıh değil tam. 1 veya 2 mm de olsa, pedalın orta kesimi biraz daha içerde. Dolayısı ile velcro (cırt cırt) takarken, iş biraz yalap şap oluyor. Etiketleri kaplıyor, benim kullandığım velcro sökmedi, ama bazı velcrolar malumunuz böyle yapışkan pis bir kalıntı bırakır. O durumda bu pedalın tabanını temizlemek dert olur. Neyse, çok önemli bir unsur değil ama velcro takarken tam olarak istediğim dümdüz satıh maalesef bu pedalda yok. Ve biraz yalap şap oluyor, zamanla o takılan velcro (tam düz satıh olmadığından) oradan sanırım çıkar. Elbette bu çok ciddi bir unsur değil. Ama bilinmesinde fayda olduğunu düşünüyorum. Alttaki fotoğrafta tam olarak neden bahsettiğimi sanırım gösterebilmekteyim (bu fotoğrafı burada linkini verdiğim siteden aldım)

ditto-arka

Ikincisi ise bu alet stereo değil. Bu kullanım açısından özellikle ambient ve/veya stereo işlere gönül vermiş birisi iseniz size kısıtlayıcı gelebilir.

Üçüncü unsur ise looptaki ses seviyesinin miktarına bir footswitch vasıtası ile müdahale edilemiyor olması. Bu şu açıdan kısıtlayıcı bir unsur… Mesela diyelim bir şarkı çalıyorsunuz ve de başlangıçta ve nakaratta aynı gidiş var. İlk baştaki tarafta loop açısından yumuşak bir başlangıç ile düşük bir ses lazımken, daha sonraları nakarata doğru şarkı yükseliyorsa, bu loopun sesinin de artması lazım. Tabi eğilerek bunu yapmak çok zor, zira şarkı yükselirken loopu zaten üzerine çalmak için kullanan gitarcının armut toplamıyor olmaması ve pedal sesini artıracak zamanının olmaması gerekir. Ya solosunu çalacak, ya artı bir şeyler yapacak vs. Dolayısı ile bu konuda çok ilerde bir aygıt değil.

Dördüncü problem biraz daha rafine bir problem. O da şu: Diyelim ambience yüksek bir şeyler yapıyorsunuz. Bu durumda delay ve reverbünüz de bol. Loop bitiş ve başlangıç yerlerinde Ditto ile, tekrar etmesi gereken sesler maalesef duvara çarpar gibi bitecek. Delayde bunu anlamak en rahatı… Delay bir daha gelmeyecek. Bitecek loopun başlangıcında. Bu tabi dediğim gibi rafine bir problem, ama bu işlere kanalize olmuş insanlar açsıından bir kısıt ve bunun da farkında olmak gerekir. Bunun yanında, bunun bir “çözümü” bütün şarkıyı loop gibi kaydedip, sonra üzerine çalmak. Tabi ideal değil. Ve buna girmeden bu işi kotaran (iki loopu birbirine yediren diyelim) bazı “büyük” looperlar var. Örnek olarak Boomerang isimli pedaldan sanırım bahsetmek uygun olacaktır. Bu aletin bu manada yaptıklarını da, Ditto yapamakta. Ama bir diğer yandan da, aşikar şekilde epey daha ufak ve fiyatı da ucuz. Boomerang III’ün fiyatı için Chicago Music Exchange‘e bakmanızı tavsiye ederim. An itibari ile 469 USD.

Bunların yanında “büyük” looperların yaptığı bazı özel fonksiyonları da, Ditto yerine getirememektedir: Çoğaltma (multiply) mesela yok. Ki bu özellikle akustik gitar işlerinde bu pedalı kullanmayı düşünenlere bir kısıt. Bir diğeri yarı hız ki hani ben kullanılacak yerleri görsem de, açıkçası bana (en azından beni) çok ciddi kısıtlayıcı bir unsur gibi gelmiyor. Aynı şekilde ters çalma unsuru. Bu da yok. Ama bunun yanında midi ile sync, midi ile iş yapanlar açısından bir kısıt olabilir. Bu unsur da Ditto’da yoktur.

Özetle: TC Electronic Ditto Looper Pedal, net, basit ve etkin kullanımı olan bir alettir. Komplike unsurlar içeren loop işlerini düşünenlerin detaylara iyice bakmasını ben şahsen öneririm. Ama daha basit ve etkin kullanım için, “standart gitarcı” kullanımı açısından, cidden çok güzel ve çekici bir pedal olduğu bir gerçektir.

Umarım bir gün birilerinin işine yarar.

M. Barlo

08 2013, Milas, Muğla

Tarih: & Kategori: delay pedalları, looper pedalları.

TC Electronic Flashback Delay Pedalı

 

TC Electronic Flashback delay pedalının T.C. ithalatçısı ve forumumuzun sponsorlarından olan Compel Müzik tarafından bana değerlendirme için yollanan bu pedal hakkında düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim. İlerleyen zamanlarda daha detaylı karşılaştırmaları da kaleme almak mümkün olacaktır.

Her şeyden önce, bence hem fiyatı hem de kalitesi ile bu pedal çok uzun zamanlardır gelen BOSS DD hükümranlığını ciddi tehdid etmektedir. Açıkçası benim bu bağlamda standardımı değiştirdi. Artık “digital delay” diyince BOSS DD6 7 neyse yerine, direkt aklıma TC Electronic Flashback delay pedalı gelecek.

Sesi herşeyden önce gayet temiz. Pedalın üretim kalitesi son derece üstün, ve bu daha paketini açar açmaz karşınıza bağıra bağıra çıkmakta. Pedalın bu açılardan gördüğüm tek kusuru velcro (cırt cırt) yapıştırılacak yeri düşünmemiş olmaları. Pedalın alt kapağının ortasında pil değiştirmek için koca bir vida var, ve velcro montajı o kadar kolay olmuyor. Tabi bir de pil değiştirmeyi düşünüyorsanız bu aleti velcro ile monte ettiğinizde, hayatınız kolay olmayacak.

 

backk

 

Üstteki fotorafı Harmony Central’dan (http://www.harmonycentral.com/t5/Expert-Reviews/TC-Electronic-Transition-Delay-Looper/ba-p/34635374) aldım, başka bir TC Electronic pedalının değerlendirmesinden. Neyse, velcro montajında dikkatli olunursa hala yer var aslında.

 

Pedalda bir çok mod var. Analog modunu MXR Carbon Copy isimli analog delay pedalımla karşılaştırdığımda, hiç geri kalmadığını gördüm. Kılı kırk yarma işine girmeden, benim fikrimce TC Electronic Flashback daha önde. Çünkü yaklaşık aynı fiyattalar ve çok fazla imkan sunmakta çok sevilen MXR Carbon Copy analog delaye göre. Ayrıca sesi dediğim gibi ciddi fark edilir şekilde geri değil. Doğruya doğru, MXR Carbon Copy daha bir “dolu dolu” daha bir benim sevdiğim cinsten. Ama bu illa iyi demek değil. Tek nota solo çalınırken bu çok büyük bir avantaj olsa da (zira delay malumunuz “hava” katıyor ama bunu yaparken tonu da biraz inceltir, işte ondan dolayı analog delaylerin çok net digitallere göre daha önde olmalarının bir sebebi de budur), yani Bonamassacılık oynarken cidden taktirde şayan bir performans sergilese de, bu konuda Flashback analog modunda hiç geri kalmamakta. Şöyle söylüyeyim. Steril bir stüdyo ortamında Carbon Copy daha iyi ama sahnede bunu kimse duymaz, gitarcı ile duymaz. Ama bunun yanında 80!ler usulü net ritm işlerindeki delay kullanımına bakarsak (amiyane tabiri ile Madonna ritmi diyeyim) o zaman Carbon Copy‘den fersah fersah ötede Flashback’in yapabildikleri. Carbon Copy boğulup kalmakta. Ama Flashback bir çok modu ile çok güzel işler başarabilmekte. Bunun yanında digital delayler arasında kendine sağlam ve standart bir yer edinmiş olan Boss DD6 ile karşılaştırınca, bence yine Flashback net bir şekilde ilerde. Hem daha çok modu var (ki burada belirtmem lazım ki Flashbackte Toneprint tarafında bilgisayardan ve internetten gerekli faydaları daha sağlamamış bir şekilde bu yargıya varmış vaziyetteyim), hem de gerekli netlik açısından (analog tarafta daha koyu ve “büyük” olması, ama digital tarafta ise gerekli ise daha net ve çıngır çıngır olması) gayet daha iyi. Hatta Boss’un yaklaşamadığı bir slap yeri var ki… Çok güzel. Bir de looper var ki… Güzel!

 

TC Electronic dolayısı ile çok güzel bir alet yapmış. Ben bu denemeler sonrasında, öyle ya da böyle bu pedala gireceğim. Elimde yıllardır içten içe sevdiğim ve gerekli yerlerde çok işe yaramış olan digital delay diyince direkt aklıma gelen Boss DD6 pedalımı satarım. Carbon Copy pedalımı elde tutarım, zira belli olmaz lazım olur… Ama şart değil bu arada. TC Flashback’e hemen girmememin şu andaki tek sebebi yine diğer 2 TC pedalı: Nova Delay ve Flashback X4.

 

Kısacası TC yapmış! Bu işi zaten bilen bir firma, ses işlenmesinde digital yazılım tarafında ciddi uzmanlığı ve de bilgi birikimi olan bir firma. Bunu bir pedal uygulaması ile karşımıza getirdi, ve çok iyi etti. Bence bir standart yarattı.

 

Umarım bir gün birilerinin işine yarar.

 

M. Barlo

08 2013, Milas, Muğla

Tarih: & Kategori: Müzisyenler.

Nerden bulduğumu hatırlamadığım bir mp3 kaydı.

Yanlış hatırlamıyorsam Duncan boarddan bir arkadaş 10 sene falan gibi epey bir süre önce vermişti bunu bana. Yollamıştı. Ve bir konser kaydı ama basılmış bir albümde aradım taradım bulamadım. Ayrıca belirteyim, Peter Green hastası olaraktan elimde Fleetwood Mac zamanından basılı bütün albümleri var. Köşe bucak garip gurup labellardan olanlar dahil. Gördüğümü internetten aldım diyebilirim. O kadar severim bu adamı.

 

Neyse ki YouTube var. Ve biz Peter Green hastaları bu işte ciddiyiz. Dinlediğim şarkı buyrun:

 

 

The Fillmore West, 4 Ocak 1970′de çalınmış. Tuşe, hissiyat, ton, her şey var. Pedal falan yok. Ve olay da budur dedirtiyor. Ve solosu da, aradaki fill in’ler de, vibrasyonu da o kadar vurucu ki. 2:30′da yükseldiği anda, ve çat diye 2:55′de küt diye düşerken… Bu adam başka türlü cidden. Hangi gitarı çalsın, hangi amfiyi çalsın… Fark etmez.

Bir gitar, bir amfi, bir kablo. Ve böyle ruh ve de olay bitiyor. Ha aman yanlış anlaşılmayayım, adamda vibrasyon, cümle bulma, ve tuşe konusunda acaip bir teknik var. Hani “ruh var” tripleri değil kesinlikle. Bu kadar yüksek alçak vs.vurgu tekniksiz olmuyor. Ama tekniğe teknik demiyoruz artık, o seviyede ki adamın kendi sesi olmuş gitardan çıkarttığı melodiler.

 

M. Barlo

07 2013